24. Nis, 2017

Kadın Kadındır, Aile Babandır!

Ataerkil sistemin en önemli bileşenlerinden olan muhafazakârlık, kadını ev içindeki aile mevhumu üzerinden tanımlar. Bunu yaparken çoğu zaman, kadının cinsiyetinden kaynaklanan sorunlarını ve ev içinde yaşadığı emek sömürüsünü görünmez kılan “annelik” olgusuna da sıkça referans verir. Duygu Asena’nın yıllar önce dile getirdiği gibi, aslında kadının varlığının ilk ayağını oluşturan adı bile yok sayılır. Artık ortada milliyetçi akıl tahayyülü tarafından üretilen bir millet ve onun en temel birimi olan aile vardır. Devletin devamlılığı için ailenin korunması ve kollanması elzemdir. Ailenin bu denli kutsallaştırılması, erkek şiddetinin normalleştirildiği hane içlerinin dokunulmaz bir alan olarak algılanmasına neden olur. Böylece kadının evde yaşadığı şiddete karşı attığı çığlık, “mahrem alan” içerisinde kaybolur.

Tarihte birçok örneğine rastladığımız aile fetişizminin en yakın uygulaması, AKP Türkiye’sinde yaşanır. Günde 5 kadının -büyük bir çoğunluğunun kocaları, eski kocaları, ailenin erkek elemanları, sevgilileri tarafından- öldürüldüğü ülkede; isminde kadın bulunan bakanlık kapatılmış, onun yerine TC Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kurulmuştur. Tabi ki mesele sadece isim değişikliğinden ibaret değildir. Ayrıca bir takım ideolojik gerekçeler de, Kadın Bakanlığı’nın kapatılmasına neden olur. Muhafazakâr eril zihniyet, kadının adına dahi tahammül edemez ve şiddetin meşrulaştırıldığı soyut bir kavram olan aileyi destekler.

AİHM tarafından Türkiye’nin alt yönetimi olarak tanımlanan KKTC hükümeti, siyasi ilişkileri nedeniyle Türkiye Devleti ile sıkı bağımlılıklar içinde birçok icraata zemin hazırlar. Bunu da çoğu zaman “destek ve katkı sağlanıyor” perdesi arkasına saklar. Geçtiğimiz günlerde ailenin mevzubahis olduğu bir eğitim çalışmasının varlığından haberdar oldum. TC Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile KKTC Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı işbirliğinde hayata geçirilen “Aile Eğitim Programı” kapsamındaki eğitici eğitimi, KKTC'de başlatıldı. KKTC Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Aziz Gürpınar, eğitimin açılışında yaptığı konuşmada, ailenin bireyle toplum arasında bağ kuran ve toplumsal hayatın devamını sağlayan en temel sosyal kurum olduğunu ifade etti. Yine basından öğrendiğim kadarıyla, eğitimcilerin bir kısmı da TC Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nden geldi.

Gürpınar bundan 2 yıl önce, 25 Kasım 2013 tarihinde, 2014 yılında Kıbrıs’ın kuzeyinde “Kadın Sığınma Evi” kurulacağı taahhüdünde bulundu.[i] Fakat bu noktada hiçbir gelişme yaşanmadı. Buna ek olarak sivil toplum örgütlerinin de görüş verdiği TOCED (Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Dairesi) Yasası, Kasım 2014’de Meclis’ten geçirildi. Seçim yasaklarının başlangıç tarihi olan, 22 Şubat 2015 tarihine kadar da Daire’ye ilişkin herhangi bir somut adım atılmadı. Şu anda da Daire’nin işlevsel hâle getirilmesi için seçim yasaklarının bitmesi beklenmektedir. Kadınların birey olarak güçlendirilmesine ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanında daha gerçekçi adımların atılmasına zemin hazırlayacak hususlar, nedense görmezden gelinmekte, bilinmeyen bir tarihe ertelenebilmektedir.

Kadının adını silen ve kadınların şiddete maruz kalmalarının altında yatan eril zihniyeti, yürüttüğü politikalarla her gün yeniden üreten bir iktidarın uygulayıcılarının sunacağı bir eğitim, neye hizmet edecektir? Türkiye’deki feministlerin de karşı çıktığı ve “aile dışında hayat var”[ii] sloganı ile eleştirdiği uygulamalar, toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten bir duruşla örtüşebilir mi? Esas dert, kadının toplum içerisindeki konumunun güçlendirilmesi ve kendi hayatı üzerinde belirleyici rol oynaması ise, izlenmesi gereken yol bu mudur? TOCED gibi bir iradeye sahip olan KKTC yönetiminin, bu soruların cevaplarını açıklığa kavuşturması gerekmektedir. Söz konusu irade çerçevesinde yürünecek yolda, ilk etapta yereldeki sivil toplum örgütleri ile sıkı ilişkiler kurmak ve toplum içerisindeki sorunları o temelde çözümlemek önemlidir. Eminin ki sunulmak istenen eğitim bünyesinde, istişare edilebilecek sivil toplum örgütleri vardır. Onları yok sayıp, sadece TC Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile birlikte hareket etmek kabul edilebilir değildir.