24. Nis, 2017

DP-UG genel sekreteri Hasan Taçoy, parti vizyonundan bihaber mi?

Meclis’te en yoğun mesainin yaşandığı bu günlerde milletvekilleri, hazırlanan bütçe lehine ve aleyhine konuşmalar yapıyor, ülkedeki sorunlara dair görüşlerini dile getiriyorlar. Dün oybirliği ile onaylanan ve 259 Milyon 500 bin TL pay ayrılan Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı bütçesi görüşülürken, vicdani ret mevzusu da gündeme geldi. Öncelikle şunu belirtmem gerekir ki, en temel insani ihtiyaçlar arasında sayılan eğitim, sağlık, barınma ve insan hakkı mağduriyetlerini önleyici mekanizmaların hayata geçirilmesi gibi konularla yarışan, hatta zaman zaman daha fazla önem verilen askeri harcamalara bu denli pay ayrılması kabul edilebilir değildir. İnsan haklarına duyarlı ve sosyal devlet anlayışını benimsediğini iddia eden bir ülke yönetiminin, söz konusu miktarı oybirliği ile kabul etmesi dikkatle irdelenmesi gereken bir sorundur.

TDP milletvekili Zeki Çeler’in, vicdani ret hakkına referans verdiği cümlelerine “askerliğin zaman harcama olduğunu” belirterek başlaması, hakkın manasına dönük kafa karışıklığına neden olabilir. Vicdani retçiler “zorunlu askerlik ödevini” yerine getirmemeyi, “zaman kaybı” gibi hususlar üzerinden tanımlamaz. Vicdani ret, dünyanın pek çok ülkesinde hukuki güvence altına alınmış evrensel bir insan hakkıdır. Bireylerin ideolojik, dini, felsefi ve ahlaki değerleri doğrultusunda zorunlu olarak askerlik hizmetini yerine getirmeyi kendi iradesiyle reddetmesi olarak tanımlanan hak; Kıbrıs’ın kuzeyinde yürütülen bir mücadele alanını da oluşturur. Bu güne kadar sivil itaatsizlik ile zorunlu askerlik hizmetine bağlı kurallara aykırı davranan eylemciler, hapis cezalarına maruz kaldılar. Uluslararası insan hakları belgeleri ve kurumları, vicdani reddin bir insan hakkı olduğu saptamasını yapar ve devletleri bu hakkı yasallaştırmaları gerektiği noktasında uyarır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi birçok davada, hukuk sisteminde vicdani ret duruşuna aykırı yasal ve kurumsal düzenlemeler barındıran birçok devleti mahkûm etmiştir.

Çeler’in konuşması içerisinde değindiği vicdani ret hakkına karşılık, sağ cenahtan cevap gecikmedi. DP-UG Genel Sekreteri Hasan Taçoy: “Askerlik konusunda çok siyaset yapılmaktadır, vicdani ret bu ülkede imkânsızdır”[i] diyerek, görüşünü Meclis kürsüsünden paylaştı. Hâlbuki 7 Temmuz 2015 tarihinde DP-UG Genel Başkanı Serdar Denktaş, “daha fazla demokrasi, daha fazla adalet, daha fazla eşitlik, daha fazla insan hakları ve daha fazla özgürlük parametreleri” üzerinden hazırlanan partinin Yeni Vizyonunu kamuoyu ile paylaşırken şu cümleleri sarf etmişti:

Vicdani ret hakkı

Demokrat Parti Vicdani ret hakkını, önerdiğimiz yeni Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Tasdik Yasası bağlamında ve 7 Temmuz 2011 tarihli Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı doğrultusunda tanımalı ve bu hakkın verilmesi için gerekli yasal düzenlemenin yapılmasına destek vermelidir.”[ii]

 

Politikanın uygulayıcısı olan aynı siyasi parti lideri ve yöneticilerinin, birbiri ile esasen çelişen duruşlar içerisinde olmaları trajikomiktir. Umarım en kısa zamanda Taçoy, kendi partisinin hedeflerine aykırı olan açıklamalarının gerçeği yansıtmadığını ya da yanlış anlaşıldığını dile getirir! Mensubu olduğu partinin en üst kademelerinden birinde görev yapıyorken, bu kadar farklı saptamalarda bulunmak, hem DP-UG için hem de kendi siyasi duruşu açısından sıkıntı yaratacaktır.

Uzun yıllar şiddetin meşru kabul edildiği, savaş ve çatışma dönemlerinin sorgulanmadığı bizim gibi coğrafyalarda, vicdani ret hakkının önemi daha açık bir şekilde ifade edilmelidir. Taçoy’un “askerlik konusu ele alınırken ülke gerçekleri göz önünde bulundurulması gerekir” hatırlatması, konuyu tersten okuduğunuz zaman pek manidardır. Evet, Kıbrıs’ta yaşanan acıların son bulması, iyileştirilmesi ve arzu edilen barış ortamının yaratılması için “zorunlu askerlik ödevi” tartışmaya açılmalıdır. Böylece yaşanan şiddetin normalleştirilmesine neden olan militer öğeler ve askerliğin bireylerin özgür iradesini yok sayan zorunluluk içeren yapısı da açıkça irdelenebilecektir.  Milletvekillerinin üzerine düşen görev insan haklarının imkânsızlığı üzerine beyanat vermek değil, ülkeyi daha yaşanabilir kılacak çalışmaları hayata geçirmektir. Unutulmamalıdır ki vicdani ret “imkânsız” değil, haktır.