24. Nis, 2017

“Erkekçe Diklenemeyen” ve “Merkez Sol” Alerjisi Olan Kadının Hikâyesi

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde kelimeleri ile başlardı masallar. Küçüktük o zaman, inanırdık anlatılan her hikâyeye. Çok fazla sorgulamazdık. Önümüze koyulan yemeği yememiz beklenirdi sadece, bir de dışarda oyun oynarken düşüp bir yerimizi incitmememiz. Yine de inatçı çocuklar vardı; ebeveyn emrine girmeyi reddeden ve ardından yaşanacak bedeli ödemeye hazır olan. Başlarını alıp iki sokak öteye giderlerdi, sırf baskıcı duvarların mantıksızlığını aşabilmek adına. Önümüze çekilen betonların hepsi aslında birer korku illüzyonuydu. Kurulu bir düzen vardı ve herkes kendine bir yer ayırmıştı. Tabi ki eşitlik mevcut değildi bu paylaşımda. Kimi ballı şekerli ekmek yerken kimi kurumuş dilimleri çay ile ıslatarak boğazından aşağıya yuvarlamayı içselleştirmişti.

İşte o düzene karşı çıkıştı ötedeki mahalleye kaçışlar. Eninde sonunda eve dönülürdü ama her geçen gün bir çentik atılırdı kalın duvarlara. Asla eskisi gibi olmazdı o yapılar, eriyip gitmeye mahkûmdular.

Tabi ki her dönemde olduğu gibi, düzene karşı örülen direnişi anlamsızlaştırmaya çalışan sokak bekçileri vardı. Kocaman harfler kullanıp, boş cümleler kusarlardı. İnadına direnişçilerin yürüdüğü yolları tıkamaya çalışırlardı. Yeri geldiğinde onlardan daha “devrimci” kesildikleri de olurdu! Sonra aniden ay yıldızlı masa örtüleri serilirdi güzelim politik masaların üzerine. Bayrak tüm özgürlüğü yutup tüketirdi. Bu kadar savrulduktan sonra kırılan omurgaya dair kaygılarını dile getirenler de dik kafalı, uzlaşma bilmez marjinaller olarak tanımlanırdı. “Zaten sizin tek amacınız muhalefet etmek, sıra işe gelince kulelerinize çekilirsiniz” derlerdi. O “kule” dedikleri, yıkılan statüko duvarlarının eşitlik temelinde yeniden inşası için kullanılan taşların, üst üste dizilmesiyle hayat bulan özgürlük alanlarıydı. Orada aptalca stratejiler ile örülen iktidar savaşlarına, sömürüye, tahakküme ve edilgenliğe yer yoktu.

Tahmin edersiniz ki söz dinlemeyen mahalle firarileri ile sokağın azılı bekçilerinin murada ermesi mümkün değildi. Hâl böyle olunca kimsenin kerevete çıkma imkânı da yoktu.  Firariler bugün hâlâ oyunu kuralına göre oynamıyor, öteki sokaklarda kuracakları kuleler için taşlar biriktirmeye devam ediyorlar. Azılı sokak bekçileri mi? Onlar trajikomik bir filmin figüranları gibi, çıkmaz sokakta yol aldıklarını sanıyorlar.