24. Nis, 2017

ORKESTRA YARDIMIYLA “BARIŞMAK” MÜMKÜN MÜ?

Giriş

Orta Doğu’da hala daha güncelliğini korumakta olan çatışmaların çözüme kavuşturulmasına katkı sağlamak amacıyla İsrail ve Filistinli gençler  Goethe’nin West – Eastern Divan Orchestra (Doğu – Batı Divanı Orkestrası) adı altında 1999 yılında bir araya geldiler. Bunun öncülüğünü yapanlar ise Edward Said ve Daniel Barenboim’di.[1] Sözü edilen ikilinin arkadaşlığı 1990’ların başlarında Londra’da bir otel lobisinde tesadüfen karşılaşmalarına tekabül etmektedir.[2] Bu dostluğun oluşması ve ilerleyen dönemlerde gelişmesine olanak veren etmenler arasında kuşkusuz, ortak bir coğrafyaya sahip olmaları, İsrail ve Filistin arasındaki “sorun”un nedenine ve çözümüne dair ortak noktalarda anlaşabilmeleri, geçmişlerinde göç yaşamış olmalarının etkisiyle ortaya çıkan “yurt” kavramı üzerinden tanımlama yaparken takındıkları tutum ve günümüz ulus-devlet kavramı içerisinde çeşitli etmenlerin de buna eklenerek oluşturulan “tek  kimlik” üzerine yaptıkları eleştiriler örnek olarak gösterilebilecek niteliktedir. Said, “yurt” fikrinin aşırı abartılmış bir mefhum olduğunu söylerken diğer taraftan Barenboim de ‘müzik yaptığım her yer benim yurdumdur’ diyerek aslında baştan itibaren toprak parçasına dayalı yaratılan sorunların öznesi olmayı reddediyor.[3] Bir bakıma yaşanılmakta olan sürecin temelinde yatan nedenleri de yavaş yavaş önümüze sermeye başlıyorlar. Buna ek olarak “Paralellikler ve Paradokslar” isimli kitap boyunca her iki konuşmacının değindiği temel noktalardan biri de tek tip kimliklerin eleştirisidir. Okuyucuya aktarılmak istenen “çok kültürlü olmanın mümkün hatta özlemle istenebilecek” bir husus olduğudur. 

Barışın Tesisisinde Alternatif  Yol : Orkestra

Bir orkestra[4] ile, barış inşa etmek için alternatif bir yol yaratılabilir mi sorusu ile sunuma başlanması yerinde olacaktır. Öncelikle Barenboim’in görüşlerinin belirtilmesi gerekmektedir. Ona göre müziğin birleştirici bir rolü vardır. Şöyle ki hiçbir surette bir araya gelmez denen insanlar bu projede, aynı orkestra bünyesinde uyum içinde sanat icra etmişlerdir. Barenboim, müziğin başlı başına bir uyum, birleştirme, bir araya getirme imkanı sağladığını söylemektedir. Sonuçta bir eser birden fazla nota arasında uyumlu bir bağ kurulmasını gerektirmektedir. Her nota ayrı bir ses çıkarmasına rağmen, birlikte çalınmaları halinde ortaya bütün bir eser çıkmaktadır. Zaten müzisyenler birbirinden farklı olduğu kabul edilen notaları uyumlaştırmaya çalışarak ortaya değişik bileşenlerden oluşan bir harmoni yaratmaktadır. Tabi bu uyum çabası orkestrada daha da özenli olmayı gerektirmektedir. Öncelikle orada herkes eşit olmalıdır. Birbirlerinin gözünde eşitliğin kabul edilmesi sonucunda karşılıklı anlayışın gelişmesinin adımları atılabilecektir. Burada kastedilen her bir kimsenin diğeri ile aynı doğrultuda düşünüyor olması değildir. Önemli olan Barenboim’in söylediği gibi “iki tarafın da birbirinin görüşlerinin meşru yanlarını görmezden gelmemesidir”.[5] Bu da uyumu sağlamada önemli bir etmendir. Eğer orkestrada müzisyenler birbirlerini dinlemezler ise ortaya bir takım aksaklıklar çıkacaktır. Farklılıklara rağmen birlikte yaşayabilme kültürü de bu şartlar altında kurulabilecektir.

Said ise daha önce buna benzer girişimlerin olduğunu söylemekle birlikte söz konusu projenin kendi içinde diğerlerine göre farklılık barındırdığını ileri sürmektedir. Barenboim ve Ya Ya  Ma gibi iki müzisyenin “yönetici” konumda olmaları ayrı bir önem taşımaktadır. Burada barışı sağlamaya yönelik alternatif yol amacına ulaşmak adına kullanılan taktikler açısından  saptama yapıldığını düşünebiliriz. Stratejiyi doğru zemine oturtmak adına atılan taktiksel adımların içinde kişi faktörü önemli bir yer işgal etmektedir. Kişi, hem katılımcı gençler hem de projenin temelini atanlar açısından ayrı ayrı değerlendirilebilir. Katılımcı gençler  aralarında geçmişte vuku bulup halen devam eden  bir sorunun iki aktörüne mensup kişilerdir. Bareboim ve Said de öyledir. Fakat Ya Ya Ma değildir. Tabi burada önemli olan siyasi problemi çözmeye yönelik bir topluluk oluşturmak değil aynı zamanda hedeflenen amaca ulaşmak için yerinde adımlar atmaktır. İyi bir müzisyenle çalışmak da bu çerçevede taktik olarak düşünülmektedir.

Barenboim, “öteki” hakkındaki cehaleti ortaya koymak adına bir anekdotu paylaşmıştır. Buna göre İsrailli çocukların  ilk etapta Şam, Amman ve Kahire’den gelenlerin keman ve viyola çalabileceklerini tahmin bile edemediklerini ama zaman geçtikçe aynı kişilerin tüm orkestra elemanlarıyla aynı notaları çalma, ortak bir ritim tutturma, aynı sesi aynı ifadeyi yakalamaya başladığını gözlemlemiştir. Ortak deneyimin yaşanması, önyargıların yıkılmasında önemli rol oynamış, birbirlerini anlamamalarına neden olan duvarlar yavaş yavaş yıkılmaya başlamıştır.[6] Said, bu noktada bir adım daha atarak “öteki”ni anlamanın yolunun  insanın kendi benliğine yoğunlaşmasından ziyade “öteki”ne yapılan bir yolculuğa çıkılmasından geçtiğini söylemektedir. Bunun günümüzde çok da kolay olamayacağını da ayrıca belirtmektedir. Tezine temel teşkil edecek iki sebebi de sunmuştur. Şöyle ki “küresel homojenleşmeye” karşı ulusal, dinsel zeminde bir karşı koyuş, “içe dönüş” ve imparatorlukların  politikaları sonucunda bir arada yaşayan toplumların birbirinden ayrılması ile yabancı düşmanlığı ve kimlik çatışmasının ortaya çıktığını söylemiştir. Tanımlanan bu ortamda insanların kendi kimliklerine odaklanması ve onları onaylaması, köklerine duydukları ihtiyaç, kendi kültürlerinin değerlerine ve aidiyet duygularını yüceltme[7] de “doğal” karşılanmaktadır. Bu “doğal”lığın ortadan kaldırılması için Said’e göre insanların kendi kimliklerine odaklanmış değer yargılarını bir kenara bırakmaları gerekmektedir. Tüm bu  verilenin reddedişinin altında yatan sebebi de açıklamıştır. Ona göre “ sanat ya da bilim alanlarındaki çok az önemli başarı, toplumsal ve siyasal hayatı düzenlemek amacıyla tasarlanmış sınırlar içinde kalınarak gerçekleştirilebilmiştir.[8] Buradaki saptama zaten toplumsal ve siyasal hayatın içindeki bir takım güç odakları sebebiyle meydana getirilen sorunların çözümü için de geçerli olmalıdır. Zaten mücadele edilmeye çalışılan odaklar değişmemiştir. Bu sebeple işe ilk etapta kendimizi tanımlamakta kullandığımız kimlikler üzerinden şüpheye düşüp, çözüm üretmek adına o kimlikleri sorgulamaya başlamalıyız.

Tabi ki o süreçte de her şeyi yok saymak mümkün değildir. Önemli olan geçmişle yüzleşirken kimliğimizden sıyrılmanın yanında o kimliğe sahip olmaktan ötürü üstlenmemiz gereken yaşanmışlıkların da bedelini ödemeye hazır olmalıyız. Belki de farkında olmadan birdenbire kendimizi sorunun öznesi olmaktan kurtaramayacağız. Bunu gerçekleştirebilmenin zorluklarını yukarıda saymakla birlikte ek yapmak durumundayım. Barenboim, çağımızda insanların ilgileri ve kaygılarını giderek daha küçük ayrıntılara hapsetmeleri, kendi içlerine kapanmaları ve genellikle sorunların birbiriyle ne kadar iç içe geçtiğini, nasıl bir bütünün parçası olduklarının farkına varmadıklarını belirtmiştir.[9] Aslında burada da orkestranın işlevi yadsınamayacak derecede öne çıkmaktadır. Çünkü orada da her bir eleman orkestrada yer almakta, bütünün bir parçası olmaktadır.

 

Stratejinin Oluşmasına Dönük Tasarlanan Sürecin Önemi

Furtwängler “müzik, ‘oluş’ hakkındadır” diyerek aslında bir sürecin varlığı ve o süreç esnasındaki icracının tutumu, duruşunu işaret etmiştir. Ona göre önemli olan ifade edilmeye  çalışılan deyişin kendisi değil de o noktaya nasıl ulaşıldığı, oradan nasıl ayrınıldığı ve bir sonraki aşamaya geçişin nasıl gerçekleştirildiğidir. Öncelikle  karşımıza“temsil”e atfedilen değer çıkmaktadır.  Furtwängler’de söz konusu olan, Said’in anlatımına göre önceden düzenlenmiş bir yöntemin bulunmayışı, herşeyin temsilde  nihayete varacağıdır. “Taraf Tutmak” filminin başlangıç sahnesini hatırlayacak olursak devam emekte olan bir temsil esnasında bina dışında bombalar patlamaktadır, buna rağmen şef icrayı durdurmamış ve sonuna kadar devam etmiştir. Çünkü ona göre bir temsil insan, bitki gibi bir hayata sahiptir, canlıdır. Sona erdiği an bir daha canlanamayacak, daha sonra tekrar edilecek olan ise aynı temsil olmayacaktır. Prova yapılması da meydana gelebilecek hataları en aza indirgemektir Unutulmaması gereken gerçek bir temsilin hataya yer vermeden ortaya çıkarılmasıdır. İcracılar yanında diğer farktörleri de göz önünde tutmak gerekmektedir. Şöyle ki temsilin yapılacağı yer, zaman ve gerçekleştirilecek araçlar. Barenboim, temsilde müziği bilmenin ve onu anlamanın (ki insan hakları aktivizmi alanında düşünüldüğünde sorunu, kendini, sahayı tanımak ve anlamak olarak yorumlanabilir) dışında onun dış dünyada nasıl işitileceği meselesine önem verip  örnek üzerinde açıklama yaparken; bir piyanodan çıkacak olan sesin genişleyip yayılması, yükselip alçalması için sesi kısan pedalı kullanmalısınız diyor. Böylece pek çok şekilde yanılmasama yaratırsınız aksi taktirde piyano kendiliğinden bunu başaramayacaktır.[10] Barenboim’e göre her süreçte( ister kültürel ister siyasal süreç olsun) içerik ile onun zamanı arasında bir ilişki vardır. Şöyle ki yeterince zaman tanımaz ya da gereğinden fazla zaman harcarsanız, israf etmekten kaçamayacağınız şeyler oluyor. Sonuçta parçayı ya yanlış hızda çalarsanız ve çok ağır kalır ya da fazla hızlanırsanız ve her şey mahvolur. Aynı anlayış temelinde, insan hakları mağduriyeti doğuran sorunların çözümüne dair atılacak adımların zamanı ve ortamını iyi tespit etmek gerekmektedir. Aksi taktirde istenmeyen sonuçlar meydana gelebilir.[11]’Oluş’ yani süreç esnasından sırf tanımlanan kimliklerden sıyrılmayı gerektirmez.  Buna ek olarak daha önceden belirlenmiş yol haritalarını değiştirmek de gerekebilecektir. Son durum o kadar da kolay, baş edilebilecek ve gerçekleştirilebilecek bir husus değildir. Çünkü bahsi geçen, günümüze değin ulaşmış olan otoriteleri sorgulamak ve/ veya yeri geldiğinde onları dönüşüme uğratarak haraket etmektir. Buna ilişkin Bareboim siyasetçi ve sanatçı ayrımı yaparak şu sonuca varmıştır: “Bir siyasetçi ancak uzlaşma sanatında ustaca hareket ederse işini görebilir ve faydalı sonuçlar alabilir…Halbuki sanatçının ifadesini belirleyen, onun herhangi bir şeyle uzlaşmayı toptan reddetmesidir, yani cesaretdir.” Mesela, “Beehoven’da sona doğru yükselen bir crescendo’dan önce uçuruma düştüğünüz yanılsaması yaratan bir subito piano varsa ilerlemek zorundasın. Uçuruma, sonuna kadar gitmelisin, sonra da düşmeyecek ve yarısında crescendo yapmayacaksın”. Aslında bu, eseri farklı çalmak değil öznel yorumla çalmak olacaktır.

 

Sonuç 

Said’in, “öğretip yazdığım konularda müridim olmasını istemem” demesi ile aslında temel hedefin bireyleri etki altına alıp, belirlenen doğrultuda hareket etmeleri değil de öğrendikleri üzerine yorumlar, eleştiriler yaparak “yeni”yi yaratırken bağımsız olmalarının gerekliliğini vurgulamaya çalışmıştır. Barenboim ise öğretisinin temelini oluşturan hususun aşırı uçlarda dolanıp sonrasında o uçları kendi içlerinde değişime uğratmadan aynı doğrultuya çekebilmek olduğunu söylemektedir. Bütünü oluşturacak uzlaşı bağlantısını kurmanın yolunun her zaman aşırılıkları törpülemekten geçmediğini belirtmektedir. Aslında karşı durduğu nokta da töpülemektir çünkü bunu “iki notanın mekanik olarak çalınması” diye yorumlamakdır. Bu doğrultuda hareket edilmesi halinde de ortaya bir “hikaye” çıkamayacaktır. Mekanik bağlantıyı koparmanın yolu olarak da aslında bir orkestra temsilinde şefden de öte diğer elemanlara büyük bir iş düşmektedir. Şefin bir otorite figürü olarak algılanmaması aksine her bir elemanın kendi etkisini hissettirmiş olması gerekmektedir. Şef bir öğretici, yol gösterici olabilir( tıpkı Said’in öğrencilerine olduğu gibi) fakat sesleri çıkaran çalgıcıların kendisidir.[12] Bu bakımdan nasıl ki şef bir eserin icrasına öznel değerlendirmesini katabiliyorsa da aslında temelde farklılığı yaratan çalgıcının çıkardığı ses olduğu unutulmamalıdır. Önemli olan bireyin zaman, mekan değerlendirmesini doğru yaparak uygun araçlarla icraya kendi öznelliğini katabilmesidir, dönüşüm birilerinin dayatma “doğru”ları ile sağlanamamaktadır. Tabi ki önceden edinilen tecrübeler ve/veya yol gösterici haritalar sonuca varmada hata payını azaltabilir ama bizi her zaman ilerletemez. Yeni çözüm yolları, taktikler geliştirilmelidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



[1] Andante, “Daniel Barenboim ile İsrail, Filistin, Lübnan, biraz da müzik üzerine”, Temmuz- Ağustos 2006, Yıl:4, Sayı: 23, s.11.

[2]  Said Edward, Barenboim Daniel, “Paralellikler ve Paradokslar”, edi. Ara Güzelimyan, çev. Osman Akınhay,  önsöz.

[3] Said Edward, Barenboim Daniel, a.g.e, s.1-3.

[4] “Orkestra”  kelimesi tüm metin boyunca iki toplumun uyum içinde bir araya gelebileceklerine dair olan soyut fikrin somut yansıması anlamında kullanılacaktır.

[5] Andante, a.g.s, s.12.

[6] Said Edward, Barenboim Daniel, a.g.e, s. 10.

[7] Said Edward, Barenboim Daniel, a.g.e, s. 12-16.     

[8] Said Edward, Barenboim Daniel, a.g.e, s.  204.

[9] Said Edward, Barenboim Daniel, a.g.e, s.  195.

[10] Said Edward, Barenboim Daniel, a.g.e, s. 35.

[11] Said Edward, Barenboim Daniel, a.g.e, s. 66.

[12] Said Edward, Barenboim Daniel, a.g.e, s. 80.