24. Nis, 2017

Yürüyor, Yılmadan - Korkmadan Daha İleriye Yürüyor…

Sevgül Uludağ’a[i]

Kaybolmak, bir bilinmeze hapsolmak anlamına gelir. İnsan dönüp dolaşır labirentlerin içinde, tam çıkışı bulacakken yeni bir duvar ile karşılaşır. Her seferinde aynı azimle atılan adımlar, gerisin geriye dönülmesine, başlanılan noktaya varılmasına neden olur. Elbet bir gün karanlık dehlizin sonuna varılacak, uzak gibi görünen umut ışığına kavuşulacaktır. Farklı renkte ama aynı malzemeden inşa edilen duvarlar ile engellenmek, yolda olmanın önemi üzerine düşünülmesine yardımcı olur. Esas mesele, hedefe ulaşmaktır ama o aşamaya kadar yürünen yolun anlamı da yadsımaz. Masal bu ya, kahramanımız da böyle bir karmaşanın içinde ilerlemeye çalışır. Tüm sıkıntılara rağmen, bir müddet sonra yolda olmaktan keyif almaya başlar. Bir an durup düşünür ve Tezer Özlü’nün sihirli satırları gelir aklına:

 “Tren raylarını severim. Bağımsızlığı, gidebilmeyi, kalmak zorunda olmamayı, uymak zorunda olmamayı anımsatır. Tren rayları bir tür bağımsızlıktır benim için”.

Yaşadığı ülkede raylardan döşenmiş mesafeler olmasa bile, yine de bir tren içerisinde geçmişten geleceğe uzanan yolculuğa çıkması gerektiğinin farkına varır. Ancak o şekilde sağaltabilecektir ruhundaki acıyı, o zaman kurtulabilecektir doğmadan önce bedenine kazınan gözyaşlarının ağırlığından. Ne de olsa henüz sorumlularının yargılanmadığı katliamlar, tecavüzler, ölümler ve kayıplar yaşanmıştır. Bunun hesabı gün gelip kendi yüreği tarafından sorgulanır. Cevabını bildiği ama hüznün muhatapları ile daha anlamlı kılınacak soruların yanıtlarını aramaya koyulur.

Artık yola çıkmak için hazırdır. Çok fazla hazırlık yapmaz, bavulunda sadece ses kayıt cihazı ve fotoğraf makinesi vardır. Ne de olsa işitecekleri ve yazacakları yeteri kadar ağırdır. Buna ek olarak ilerleyebilme gücünü elinden alacak herhangi bir engelle karşılaşmak istemez. Savunmasızdır, günlük hayat pratiği içerisinde içselleştirdiğimiz güvenlik saplantısından da sıyrılmıştır. Yanında herhangi bir millete aidiyetini gösteren tek bir emare yoktur, kimliksizdir. Aslında ana rahminden doğmaya hazırlanan bir bebek gibi hareket eder. Bizlere unutturulmaya çalışılan, üstü kapkara örtülerle kapatılan acıları, bugüne taşımak için kaydetmeye başlar.

Geçmişten günümüze taşınarak geleceğimizi kurmaya hazırlanan yaşantıları, içine atılan kuyulardan çıkarır. Tabi ki bu yolda birçok engel ile karşılaşır. Kadınlık başlı başına bir sorundur. Var olmasının önünde engeller olan bir kesimi temsilen, eril şiddetin meşruiyetine zemin hazırlayan ideolojilerin yarattığı yıkımı sorgulamak da nereden çıkmıştır? Birçok sefer ölümle tehdit edilir. Ama susmaz. Tüm çabalar boşa çıkar. O, Adem’e boyun eğmediği için “şeytanileştirilip cennetten kovulan” Lilith’in torunlarındandır. Ve der ki:

“Kalıplardan kaçmak için gidiyorum. Gitmekten yılmayacağım. Kentlere gitmek, kocalara gitmek, geri dönmek, ülkelere gitmek, tımarhaneye gitmek, gene gitmek, gene gelmek, hiçbir şey yıldıramayacak beni. Yaşamı GİTMEK olarak algılıyorum”[ii].

Tarih içerisinde ataerkil sistemin yüklediği eril özelliklere inat, yazdığı hayat anlatıları ile yeniden kurgular kahramanlığı. Küçük insanların büyük hikâyelerini anlatır bize. Okunan her satırda, mideye oturan taşların sindirilmesine imkân tanımayan yaşamlardır bunlar. Aslında her anlatıcı bir kahramandır. Sessiz çığlıkların beden bulduğu kahramanlar, geçmişi sorgulayıp yaşanan acıların hesabını sorarlar. İktidar tarafından şekillenen akıl yerine, yüreğin sesi dökülüverir dudaklardan. Artık kimse “millet sağ olsun” demez. Çünkü aslolan Türk, Rum, Ermeni, Maronit, İtalyan, Yunan, İngiliz olmak değil, insanca yaşamaktır. İşte o an barışın, silahların susmasının aksine, geçmişte yaşanan kayıpların aydınlığa kavuşturulması ile mümkün olabileceği gerçeği, tokat gibi patlar zihinlerimizde. Artık yapılması gereken, birebir fail olunmasa da geçmişteki acıların hesabını verebilmektir. Çünkü çatışma dönemlerinde gerçekleştirilen katliamların sorumluluğu, bireylere ek olarak toplumlara da sirayet eder. Geleceği kuracak olan sorumluluk doğumla başlar, hayat yolculuğu boyunca devam eder. O yüzden susmamak ve karanlık dehlizlerden oluşan labirentlerdeki çığlıklara cevap vermek gerekir.



[i] Hayata gözlerimi açtıktan kısa bir süre sonra tanıştığım ve bu güne kadar çalışmalarını büyük bir merakla takip ettiğim Sevgül Uludağ, kayıplar ile yürüttüğü çalışmalar neticesinde dün “2014 Avrupa Yurttaşlık Ödülü”nü aldı.

[ii] Alıntılar için bkz.: Tezer Özlü , Yaşamın Ucuna Yolculuk, Ada Yayınları, 2. Basım.