10. Haz, 2017

“Her ne yapacaksak birlikte inşa edeceğiz”

1. Kıbrıs sorunundaki son iki yıllık süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sosyolojik yapımıza göre, barış süreci liderlerin tutumları ve attıkları adımlar neticesinde şekilleniyor. Bu yüzden masadaki duruşların, toplumsal barışa doğrudan etki ettiğini düşünüyorum. Bu bağlamda geçen iki senenin içerisinde birçok sıkıntı yaşansa da iyi bir şekilde atlatıldığını gözlemleyebiliriz. Eroğlu döneminde zincirlenerek boğulmaya çalışılan barış, iki sene önce gerçekleştirilen seçimle bir nefes aldı. Gerçek anlamda birleşik Kıbrıs’ı kurmak isteyen ve bu doğrultuda çaba sarf eden iki başkan ve ekipleri birçok noktada mesafe kat ettiler. Toplum olarak yüreğimiz ağzımızda, sabahlara kadar takip ettiğimiz görüşme günleri yaşandı. Hatta yeri geldi, o günlerde yollara düştük. İki lidere, geleceğimiz hakkında karar verirken sorumluluk sahibi olmaları gerektiğini hatırlattık. Ben bu dönemde önceki süreçlere nazaran, daha açık daha şeffaf bir dönemin yaşandığına inanıyorum. Tabi ki yeterli değildir. Umarım ilerleyen süreç, toplumlardan kopuk bir şekilde devam etmez.

Olumlu yanları yanında, görüşmelerde çıkmaza girildiğinde, iki tarafın tek bir Kıbrıs kurmaya yönelik sahip olmaları gereken idealden uzaklaştıklarını ve kendi konumlarını güçlendiren açıklamalar yaptıklarını gördük. Böyle anlarda diplomatik olarak stratejik adımlar atıldığı düşünülüyorsa da, toplumsal barışın sağlanmasında ciddi yaralar açıldığını söylemek mümkün. Geçen gün bilgime gelen ve iki toplumu içeren bir anketin sonuçlarını incelediğim zaman, özellikle Ocak 2017’de içine düşülen krizin iki toplumun çözüm umutlarını zedelediğini ve birlikte yaşama iradelerinin azaldığını gördüm. Bunu söylerken kastetmeye çalıştığım, liderlerin barış görüşmelerini yürütürken attıkları her adımda sağduyulu olmaları gerektiğidir. Tabi ki çözüm ve barış salt masada gerçekleşmeyecektir ama görüşme masası ile toplum arasındaki etkileşimi de asla gözden kaçırmamalıyız. Unutmamak gerekir ki, Kıbrıs’ta yaşayan toplumlar arasındaki sorunların kaynağı da yine yüksek siyaset yürütenlerdir. Onu tersine çevirmek ve toplumsal barışa katkı sağlamak mümkündür.

Kuzey Kıbrıs’a sıkışan günlük politik sorunlar, peşkeşten ve ganimetten beslenen idareler, sakız gibi uzayan süreçler ve her geçen gün çözüme olan inancın azalması, toplumsal anlamda bu konuda ilgisizliğe neden oluyor. Çözüm olursa tüm sorunlarımızın düzeleceğine inanmıyorum ama kuzeydeki düzenin devam etmesi, Kıbrıslı Türklerin geleceği açısından belirsizliği ortadan kaldırmayacaktır. O yüzden yakın geçmişte oluşan “önce evimizi temizleyelim, sonra gerisine bakarız” mantığı (sağda veya solda), Kıbrıs’ı birleştirmekten ziyade sonsuz bir ayrılığa ve başka kara parçaları ile birleşmek üzere kopmaya neden olacaktır. Sanırım hatırlamamız gereken yegâne gerçek, “evimiz” diye odaklanacağımız yerin (eğer federasyona gönül vermişsek) tüm Kıbrıs olduğudur.

 

2. Önümüzdeki haftadan sonra Cenevre'de yeniden başlayacağı planlanan görüşmelerden beklentiniz nedir?

Açıkçası beklentiden öte zihnimde bir istek barındırıyorum. Uzun yıllardır sürüp giden bir süreçte yapılması gereken de budur. Eğer etkin bir siyasi kararlılık ortaya koyulur ve her iki taraf da aslında esas evlerinin Kıbrıs’ın tamamı olduğu fikrini kendilerine hedef olarak belirlerse, gereken adımların atılabileceğine inanıyorum. Bu “kazanıp – kaybetmeye dayalı bir dava süreci” değildir. Öncelikle bunu bilmek ve ona göre davranmak gerekir. Hatta söz konusu sürecin çok yakın bir zamanda gerçekleşme durumunun mevcut olmaması halinde, toplumlar arasındaki güveni tesis edecek küçük adımların (güven arttırıcı – yaratıcı önlemler) atılması hayati bir öneme sahiptir.

Belki şimdi söyleyeceğim biraz romantik duyulabilir ama bence Kıbrıs Sorunu; geçmişinde çatışma yaşayan toplumların barışma sürecinden başka bir şey değildir. Tabi ki uluslararası hukuka göre ihlâl edilen birçok kural vardır ve bunların da bir nihayete erdirilmesi gerekir. Fakat bunlardan hiçbiri, bir daha çatışma ihtimaline yer vermeyecek bir barış ortamının kurulmasından değerli değildir.

Kıbrıs’ın gerek kuzeyinde gerekse güneyinde yaşayan toplumlar, eskiye nazaran ortak bir gelecek kurmaya daha yakın bir noktadadır. Hatta önceki soruda belirttiğim anket sonuçlarına göre, Kıbrıslı Rumların % 60’a yakını karma okulların kurulmasını desteklediğini ve çocuklarını o tip okullara gönderebileceklerini söylüyorlar. Bu azımsanacak bir oran değildir. Bunca yıl ayrı yaşamış ve özellikle eğitim sistemini milliyetçilik üzerine inşa etmiş toplumlarda böyle bir algının oluşması çok değerlidir. İlerleyen dönemlerde farklı ekonomik kaygılar ile şekillenecek siyasi krizler (doğalgaz gibi) içerisinde bu birlikteliği kirletecek tehlikeler vardır. Çok yakın coğrafyamızda yaşanan ateşin bize sıçramayacağını kimse söyleyemez. Sıcak çatışma olmasa bile, küçücük adada yaşanacak en ufak bir gerginliğin pekiyi sonuçları olmayacağını tahmin etmek zor değil.

Tüm bunlar ışığında gerek liderlerin gerekse toplumların barış sürecine tüm gücüyle sarılması gerekiyor. Aksi takdirde ne ile karşı karşıya olacağımızı bilemeyiz. Kıbrıslıların Kıbrıslılardan başka sığınacağı liman ve kurtarıcısı yoktur. Her ne yapacaksak birlikte inşa edeceğiz. Etmeyeceksek de şimdi olduğu gibi kendi akvaryumumuzda nefes alabilmek için çaba sarf edeceğiz. Ta ki oksijenimiz bitene kadar. O da bitince ne olacağını tahmin etmek bile istemiyorum. 

Kaynak: http://sozkibris.com/her-ne-yapacaksak-birlikte-insa-edecegiz/