16. Haz, 2018

İnsan Haklarını hala içselleştiremedik... (Kıbrıs Gazetesi röportaj)

1)Yeni Yasa önerisine göre insan kaçakçılığı suçuna 5 yıl hapislik ön görülmektedir. Bu ceza sizce caydırıcı mıdır? Yoksa daha etkin cezalar gündeme getirilmeli midir? Sadece cezaların artırılması ile insan kaçakçılığının önüne geçilebilir mi? 

 Öneri maddeleri ile birlikte genel gerekçe okunduğunda, öneriyi sunan vekillerin, Ceza Yasasına dair ufak çaplı bir insan hakları paketi sunduklarını söyleyebiliriz. 2014 yılında yapılan değişiklikler de benzer nitelik taşımaktaydı. Fakat yeterli değildi. Bugün de yeniden insan haklarını gözeten bir takım iyileştirmelerin yapılmaya çalışıldığı görülüyor. Öncelikle modern cezalandırma prensiplerini düşündüğümüz zaman, tabi ki cezanın süresi önemlidir ama buna ek olarak devletin suçu önlemek için neler yapması gerektiği de dikkatle ele alınmalıdır. O yüzden 5 yılın çok kısa bir süre olduğunu düşünmüyorum. Keza öneri incelendiğinde, verilecek hapislik süresini ağırlaştıran haller de sayılmıştır. Buna göre kişi, “on sekiz yaşından küçük veya bedenen veya aklen savunmasız olan kişiye karşı veya suçun mağdurlarını hayati tehlike teşkil eden şartlar altında bırakarak veya onur kırıcı bir muameleye maruz bırakarak veya kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzunu kötüye kullanarak suçu işlerse” cezası 10 yıla kadar çıkabilmektedir. Fiilin ilk kez ceza kanununa dâhil ediliyor oluşu, cezanın süresinin suçun önlenmesi açısından ne denli yeterli olduğu değerlendirmesini yapmamıza imkan sağlamayabilir. Eğer öneri yasalaşır ve ceza kanunundaki ilgili yasa işlerlik kazanırsa, cezanın süresinin suçu ortadan kaldırmak için yeterli olup olmadığını göreceğiz. Tabi ki sadece cezalandırma, bu gibi suçların oluşmasını engellemek için yeterli değildir. Devletin suçun oluşması öncesinde de yapması gerekenler vardır. Özellikle bu gibi durumlarda insanların zor durumlarından faydalanıp, kazanç elde eden kişilerin takibi ve önlenmesi için farklı denetim mekanizmaları da işletilmelidir.

2)      Bu konuda devlet olarak üzerimize düşen başka görevler veya yasal düzenlemeler yok mu?

İnsan kaçakçılığı veya öneri içerisinde yer verilen insan ticareti maddeleri, her zaman olmasa da belli durumlarda sığınmacı ve mülteciler söz konusu olduğunda yaşanmaktadır. Bu her mültecinin bu suçların mağduru olduğu anlamına gelmez. Ama yine de örnekleri vardır. Yasa önerisinin gerekçesine de bakıldığında, zorlu yaşam koşulları (siyasi ve ekonomik krizin var olduğu ülkelerden gelen - getirilen) içindeki insanlar referans verildiğinden, belki de bu noktaya da değinmek gerekecek. Devlet eğer bu yönde bir adım atacaksa, o halde bu gibi suçların oluşmasına zemin hazırlayan koşulları da gözden geçirmelidir. Mesela Kıbrıs’ın kuzeyinde işleyen bir sığınma politikası olsa, uluslararası örf ve adet hukukunun önemli ilkelerinden biri olan mültecilerin geri gönderilmemesi ilkesi uygulansa, ülkemize sığınmaya çalışan kişiler düzensiz yollardan giriş yaptıkları için cezalandırma ile karşılaşmasa, bence insan kaçakçılığı/ticareti gibi suçların oluşma oranı da azalacaktır. İnsan kaçakçılığını düzenleyen maddenin 2. fıkrası zaten bu gibi mağduriyet yaşayan insanların cezalandırılmayacaklarını söyleyerek, bir şekilde az önce söylediğime yönelik bir adım atmaya çalışmaktadır. Ama bunun daha geniş bir devlet politikası haline getirilmesi ve koruma mekanizmalarının kurulması önemlidir.

3)      İnsan ticareti konusunda yeni düzenlemeleri nasıl yorumlarsınız?

İnsan ticaretinin suç kapsamına alınmak istenmesi çok önemli ve geç kalınmış bir adımdır. 2018 yılında ceza yasamızda bu gibi bir insan hakkı ihlalinin cezalandırılmıyor oluşu kabul edilebilir değildir. Bu suçu toplum dilinde, “modern kölelik” olarak tanımlamak mümkün. Suç kapsamına dâhil edilen fiillere bakıldığında bu açıkça ortaya çıkar. Şöyle ki: “Bir kişiyi zorla çalıştırmak, fuhuş yaptırmak, esarete tabi kılmak, hizmet ettirmek, vücut organlarının verilmesini sağlamak için tehdit – baskı- zor ve şiddet uygulamak, kişilerinin çaresizliğinden yararlanarak rızalarını elde etmek- nüfuzu kötüye kullanmak” gibi durumlarla kişileri ülkeye sokar, ülke dışına çıkarır, kaçırır, bir yerden başka bir yere götürür, tedarik ederseniz insan ticareti suçu işlemiş olursunuz. Bu koşullar içine giren birçok durum ülkemizde mevcuttur. Özellikle kimi yabancı işçiler ve konsomatrist adı altında çalıştırılan seks kölelerinin çalışma koşulları değerlendirildiğinde, bu bariz bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Tabi ki insan ticareti bu gruplar ile sınırlı değildir. Suçun tanımına giren ve maddede yer alan olguları içerisinde barındıran her türlü fiil insan ticareti kapsamına girer. Verdiğim örneklere ilişkin çeşitli araştırmalar yapıldığı ve aslında o alanlarda insan ticaretinin yaşandığına ilişkin veriler olduğu için örnek verebiliyorum. Ama ilk defa suç kapsamına alınacak bir fiilin, somut olarak hangi alanlarda yaşandığını söylemek mümkün değil. Ceza hukukunun en temel prensiplerinden biri olan, “suç ve cezada kanunilik ilkesi” gereği bugüne kadar suç olmayan bir durumdan söz ediyoruz. O yüzden kolayca, bizde böyle bir problem yok denebilir. Ama tabi ki bu doğru değildir. Mahkemelere yansımamasının tek nedeni suç olarak düzenlenmemiş olmasıdır. Bunun da ötesine geçerek bir saptama yapılabilir. O da uluslararası insan haklarına ilişkin düzenlenen birçok sözleşmenin iç hukukumuzun parçasına haline getirildiğidir. Bu husus bile, yasalarımızda değişiklik yapmamız gerektiğini ortaya koyar. Meclis, insan hakları sözleşmelerini onaylayarak, yerel mevzuatını da ona göre düzenleyeceğini söyler. Kısacası devlet, bu sorumluluğunu yerine getirmelidir.

4)      Yine yasada ön görülen hamileliği sonlandırma süresinin 10 haftadan 14 haftaya çıkarılması ile ilgili insan hakları bakımından ne gibi bir ilişki kurarsınız ?

Kürtaj veya yasadaki ismi ile “hamileliğin yasal bir şekilde sona erdirilmesi”, ceza yasasında düzenleniyor olması yanında doğurganlık hakları bakımından da değerlendirilmesi gereken bir husustur. Mevcut önerinin geçtiğimiz dönemde gündeme geldiği esnada, bu madde hafta tartışması ile değersizleştirilmeye çalışıldı. Eğer samimi ve olumlu bir katkı sağlamak istiyorsak, hafta tartışmasının dışına çıkarak konuyu konuşmak önemlidir. Öncelikle yasa koyucunun öneri gerekçesini incelediğinizde sağlıksız koşullarda, ulaşılabilir olmayan ve zor uygulanabilir kürtaj düzenlemelerinin kadınların sağlığı açısından ne kadar kötü boyutlara ulaşabileceğini görüyorsunuz. Milletvekilleri dünyada yapılan araştırmalara referans vererek, her yıl 22 milyon kadının güvencesiz kürtaj yaptırmak durumunda kaldığını, 47 bin kadının hayatını kaybettiğini, bu gibi sağlıksız uygulamalardan dolayı 5 milyon kadının sağlığının tehlikeye atıldığını, anne ölümlerinin yaşandığını aktarıyorlar. Bunlar önemli veriler. Tabi ki bir de düşük gelirli kadınların bu hakka erişimi noktasında yaşanan sıkıntılar var. Mesela edindiğim bilgiye göre, devlet hastanelerinde ücretsiz kürtaj hakkı, yasal sınır içerisinde (10 hafta) bir anomali olmadığı sürece gerçekleştirilmiyor. Bu tamamen keyfi bir uygulamadır. Siz parası olmayan kadınları doğurmaya mahkum ediyorsunuz. Yine doğum kontrol yöntemlerine ücretsiz erişim gibi bir devlet uygulamanız yok. Okullarda cinsel eğitim ve doğum kontrol yöntemlerine ilişkin bilgi vermiyor, gelecek nesilleri bu yönde eğitmiyorsunuz. Sonra da insanların karşısına geçip, kürtaj yaptırmak isteyen kadınları katil olarak tanımlıyorsunuz. Bu kabul edilebilir değildir. Tabi ki kürtaj bir doğum kontrol yöntemi olarak kullanılamaz ki bu öneri de bunu sağlamak için yapılmamıştır. Ama 10 hafta dünyadaki düzenlemelere baktığınızda, çok kısa bir süre olarak tanımlanmaktadır. Kimi durumlarda kadınlar o dönemde hamile kaldıklarının bile farkına varmazlar. O yüzden 14 hafta daha makul bir süredir. İlgili öneri ayrıca çok daha önemli bir noktaya değinir. 14. haftanın ardından kadının fiziksel durumu yanında psikolojik ve ruhsal sağlığı açısından ciddi ve kalıcı bir hasar oluşturacağı yönünde bir durum saptanırsa, hamilelik sonlandırılabilecektir. Bu düzenleme hem kadının annelik sürecini hem de ileride doğacak çocuğun sağlıklı bir birey olarak gelişebilmesi açısından çok önemlidir. Ülkemizde ebeveyn olmanın ne anlama geldiği ve ne denli önemli bir husus olduğunu kavramak açısından bu düzenleme dikkatle ele alınması gerekir. Açıkçası bu maddenin yasallaşması ile kadının durumu yanında, gelecek sağlıklı nesillerin yetişmesi açısından da bir ilerleme kaydedileceğine inanıyorum.

 5)      Sizin eklemek istediğiniz her şeyi yazabilirsiniz..

Değişiklik önerisi iki madde hakkında daha düzenleme ortaya koyuyor. Birincisi 2014 yılında yapılan Ceza Yasası değişikliğinde yasalaşan ve nefret söylemini suç sayan maddedir. Bu düzenleme uygulamada ve yasanın Meclis’te görüşüldüğü gün muhalefet vekillerinin itirazı ile yapılan değişikliğin sonucunda oluşan teknik eksiklikleri gidermeye yöneliktir. Kısacası yeni bir madde değil, uygulamada yaşattığı sorunları gidermek için yapılmak istenen bir iyileştirmedir.

Son olarak, modern bir hukuk sisteminde yer almaması gereken bir madde ceza yasasından çıkarılmak isteniyor. İngiliz Sömürge döneminden kalan, intihara teşebbüs eyleminin suç olması, hiçbir kamu yararını içerisinde barındırmayan bir düzenlemedir. Hatta psikolojik ve sosyal sorunlar neticesinde yaşanması muhtemel bir durumun, bir de cezalandırmaya tabi tutulması, gayri insanidir ve insan hakkı bakımından oldukça sorunludur. Diğer maddelerde de söylediğim üzere, eğer sosyal devlet içerisinde yaşadığımız iddia ediliyorsa, o zaman yöneticiler intihara teşebbüs etmiş bir insanı cezalandırmak yerine rehabilite edilmesi için girişimde bulunmalıdır.

Umarım bu olumlu adımlar bir sonuca erdirilir ve Fasıl 154 Ceza Yasası daha çağdaş, insan haklarına duyarlı (hak ihlâl etmeyen) bir boyuta kavuşturulur.

Çok çok teşekkürler… Kolay gelsin

Link: http://www.kibrisgazetesi.com/kibris/insan-haklarini-halen-icsellestiremedik/44184