Sosyalleşme Çabası

2. Oca, 2018

Geçtiğimiz Aralık ayında Meclis'ten geçen ve Akıncı tarafından onaylanan Polis Teşkilatı Değişiklik Yasasında ilginç maddeler var. Mevcut genel yasa, Polisleri siyaset yapmak ve örgütlenmekten alıkoyuyordu. Buna şimdi bir de ifade özgürlüğünün keyfi şekilde sınırlandırılması eklendi. Yandaki görselden anlayacağınız üzere, herhangi bir polis mensubu sosyal medya ya da bir internet alanında Polis Genel Müdürlüğü tarafından uygun bulunmadığı açıklanan bir paylaşım yaparsa, kademe ilerlemesi kısa süreli olarak durdurulacak. Kısacası bu husus PGM'nin iki dudağı arasında olacak. Hepimiz biliyoruz ki yasalarda bulunan "meslek vakar ve onuru ile bağdaşmayan" gibi kelimeler her daim keyfi şekilde tanımlanmaya müsaittir. Sanırım bu sefer Meclis ve CB özgürlükler adına elbirliği ile kötü bir adım attı! Özellikle Polis Teşkilatının sivil idareye bağlanması ve demokratikleşmesi adına konuşan taraflar ne diyecek merak ediyorum. Çünkü bu yasanın geçmesinde onların da parmağı var.

26. Ara, 2017
21. Ara, 2017

Bugün 21 Aralık. Geçmişte yaşanan toplumlar arası çatışmaları görünür kılan simge günlerden biri. Acı, tabi ki o gün başlamadı. Düşmanlaştırma politikaları, çok öncesinden başlayarak toplumların köklerine ilmek ilmek işlendi - tohumlar azar azar ekildi. Bunları sorgulayanlar oldu. Ama onları da her toplum kendi içinde eritti, yok etti. Muhaliflerin sesleri kısıldı zaman içinde. Dünyanın her noktasında olduğu gibi, Kıbrıs'ta da şiddet ve nefret zihinleri felç etti. Sonucunda insanlar öldürüldü, kayıp edildi, göçmen oldu, aileler parçalandı... Peki tüm bunları "taraflı milli tarih anlatımı" bize nasıl aktardı? Her iki toplum, yıllarca sadece kendi içinde acı çektiğini öğrendi. Ölümlerin esas sorumluları, düşmanlığı pekiştirmek için sorumluluğu her daim karşısındakinin üzerine atarak savaşı kutsadı. Bugün de aynısı yapılıyor. Barışı ve insan yaşamının önemini konuşmamız gereken bu günde; yine silah atışları yaşandı - yine kan içeren şiirler okundu, yine kendi toplumları içinde de kayıplar yaşayan Kıbrıslı Rumlar düşman gibi tanımlandı - yine çatışmalarda hayatını kaybeden insanlar üzerinden savaş propagandası yapıldı. Halbuki bu günler toplumlar arası barışın - kardeşliğin - yaşamın değerinin, savaşın esas sorumlusu olan milliyetçiliğin yaşattığı yıkımın konuşulacağı bir gün olamaz mı? Bence olabilir. O zaman geçmişte hayatını kaybeden insanların değeri de daha çok anlaşılır. 

11. Ara, 2017

TC Büyükelçiliği, Afrika gazetesinde yayınlanan ve (beğensek de beğenmesek de) ifade özgürlüğü içinde değerlendirilmesi gerek karikatürle ilgili gerekli makamlara suç duyurusunda bulunduğunu açıkladı. İfade özgürlüğünü tanımamazlıklarını anlıyorum, çünkü içinde bulunduğumuz dönemde kendi ülkelerinde birçok gazeteciyi hiç yere içerde tutuyorlar. Yani hali hazırda özgürlük namına söz söylemeleri mümkün değil. Lakin en azından bulundukları ülkedeki hukuk sistemini ve terimlerini bilmelerini beklerdim. Söz konusu açıklama geçen "suç duyurusu" bizim hukuk sistemimizde yoktur. Kimse gidip biri aleyhine savcılığa suç duyurusunda bulunmaz. Ancak şikayete bağlı suçlarda polise şikayet yapılabilir. Elçilik bu tavrı ile de oradaki uygulamayı burada da var sayarak, Türkiye'nin yavru bebeği olduğumuzu yeniden hatırlattı. Tabi buradaki meselenin hukuki olmanın ötesinde, baskıya dayanan siyasi bir adım olduğunu da görmek gerekiyor. Esas gaile "hukuk mukuk" değil. Hele TC'nin bir bakanının yaptığı açıklama, ne denli bağımsız olduğumuzu ortaya koydu. Bir taraftan Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumlar karşısındaki varlığı göklere çıkarırken, diğer taraftan baba olduğunu hatırlatan açıklamalar yapmak pek manidar. Kendi kendi ile çelişmek bu olsa gerek. Solu geçtim, kendini bağımsız adleden sağ ne yapıyor acaba? Varsa yoksa şükran.

1. Ara, 2017

13. Madde, 2016 yılı yapımı ABD'deki hapishane sistemini inceleyen bir belgesel. Filmin adı, köleliğin tek bir şart ile kaldırılmasına ilişkin düzenlenen kanun maddesinden geliyor. Söz konusu istisnaya göre; bir kimse ancak suç işleyip de hapsedildiği takdirde özgürlüğünden mahrum bırakılabilecek ve zorla çalıştırılabilecektir. Hal böyle olunca, maddenin yasallaştığı ilk yıllarda köleliğin kaldırılmasını içine sindiremeyen kesimler, siyah insanların hapsedilmeleri için ellerinden geleni yaparlar. Sahte suç hikayelerinden tutun da, siyah topluluğun "doğasında - yapısında" suç işleme özelliği olduğuna dair birçok hususla da söylediklerini temellendirirler. Belgeselde izlenen tanıklardan öğrenildiği kadarıyla, günümüzde de devam eden ırkçı yaklaşımlar, eskiyi aratır cinsten değil. Hala beyaz Amerikalılar dışındaki gruplar hor görülmekte ve "potansiyel suçlu" olarak tanımlanmaktadır.

Cezalandırmada adaletsizliği yaratan tek unsur, ırkçılık değildir. Buna ek olarak, neo-liberal uygulamalar neticesinde şirketler (hapishanelerden elde ettikleri kar oranları düşünüldüğü zaman), ülkedeki suç oranlarının azaltılmasına yönelik gerekli adımların atılmasının önüne bariyer koymaktadırlar. Foucault'nun "Hapishaneni Doğuşu" isimli kitabını okuyanlar, meseleyi daha da ayrıntılı tartışma imkanına sahiptir. Ama o kadar derine inmeden de, "suç - hapsedilme - ıslah edilme" gibi meselelerin, görüldüğünden öte anlamlara sahip olduğunu söylemek mümkün.

Gelelim bizim minik adamıza. Kıbrıs'ın kuzeyindeki cezalandırma sistemi, ceza yasasında yapılan bazı değişiklikler ve hapishanenin bina olarak büyütülmesi arzusunun ötesine geçememiştir. Bu, bina büyütme ile halledilecek bir mesele değildir. İnsanların en temel haklarından olan, özgürlük ve insanca yaşam gibi hususları içerisinde barındıran ve onların kanun aracılığıyla kısıtlanabileceği bir konu hakkında, hiçbir icraatın olmaması da düşündürücüdür. Bu alandaki en önemli adımlardan biri, polis teşkilatının sivilleştirilmesi ve teşkilat içerisinde yaşanan hak ihlallerinin gerçek anlamda gün yüzüne çıkarılabilmesidir. Bu seçim döneminde bu konu konuşulur mu? Hiç sanmıyorum...