21. Ara, 2017

Savaşı değil, barışı konuşalım...

Bugün 21 Aralık. Geçmişte yaşanan toplumlar arası çatışmaları görünür kılan simge günlerden biri. Acı, tabi ki o gün başlamadı. Düşmanlaştırma politikaları, çok öncesinden başlayarak toplumların köklerine ilmek ilmek işlendi - tohumlar azar azar ekildi. Bunları sorgulayanlar oldu. Ama onları da her toplum kendi içinde eritti, yok etti. Muhaliflerin sesleri kısıldı zaman içinde. Dünyanın her noktasında olduğu gibi, Kıbrıs'ta da şiddet ve nefret zihinleri felç etti. Sonucunda insanlar öldürüldü, kayıp edildi, göçmen oldu, aileler parçalandı... Peki tüm bunları "taraflı milli tarih anlatımı" bize nasıl aktardı? Her iki toplum, yıllarca sadece kendi içinde acı çektiğini öğrendi. Ölümlerin esas sorumluları, düşmanlığı pekiştirmek için sorumluluğu her daim karşısındakinin üzerine atarak savaşı kutsadı. Bugün de aynısı yapılıyor. Barışı ve insan yaşamının önemini konuşmamız gereken bu günde; yine silah atışları yaşandı - yine kan içeren şiirler okundu, yine kendi toplumları içinde de kayıplar yaşayan Kıbrıslı Rumlar düşman gibi tanımlandı - yine çatışmalarda hayatını kaybeden insanlar üzerinden savaş propagandası yapıldı. Halbuki bu günler toplumlar arası barışın - kardeşliğin - yaşamın değerinin, savaşın esas sorumlusu olan milliyetçiliğin yaşattığı yıkımın konuşulacağı bir gün olamaz mı? Bence olabilir. O zaman geçmişte hayatını kaybeden insanların değeri de daha çok anlaşılır.