29. Oca, 2019

Yoksa Siz Hâlâ Posası Çıkarılmayanlardan mısınız?

Bilimkurgu edebiyatına ilgi duyanlar, ütopya hikâyelerine aşinadır. Bugün var olan dünyanın ötesinde, özgürlük ve eşitliğin yaygın olduğu bir düzenden bahsediyorum. Sömürünün karşısında emeğin değerinin bilindiği, çalışmanın bir zorunluluktan öte sorumluluk paylaşımına yönelik olduğu ve en önemlisi eğitimin, fabrikasyon beyinlerden ziyade yaratıcılığı ürettiği bir sistem. Hayal etmek zor değil. Ama içinde bulunulan şartlarda, hayata geçirebilmek için kurulu düzenden ve onun yarattığı konfordan vazgeçebilme cesaretine sahip olmak gerekir. Bu alana ilişkin en iyi örnekleri Ursula K. Le Guin’in kitaplarında bulabilirsiniz. Yazar hem kadın hem feminist, ayrıca anarşist duyarlılıkları var. Daha ne olsun!

Diğer tarafta ise distopya dediğimiz; baskıcı, gözetleyen ve her daim kontrolü elinde bulunduran iktidarları üreten bir algı var. Mesela George Orwell’ın 1984’ü, Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451’i veya tam olmasa da Franz Kafka’nın Dava’sı. Hemen hemen hepsine sinmiş anlayış; biat eden ve her ne yaşanırsa yaşansın karşı çıkamayacak nesiller yetiştirmek. İlk etapta tek tük isyanlar yaşansa bile, zamanla özgürlüğün ne olduğu unutulur ve mevcut yönetim normalleştirilir. Hatta herkes o sistemin en iyi şekilde sürdürülmesi adına elinden gelenin en iyisini yapmak için birbiri ile yarışmaya başlar. Adeta makinenin dişlileri gibi, her geçen gün bilenmeye devam ederler.

Gelin soyutluktan sıyrılıp, güzelim somutluğumuza hızlı bir geçiş yapalım. KKTC dediğimiz, varlığı ve yokluğu birçok alanda tartışmalı olan yapıyı, hangi sınıfa koyarız diye düşünürken, aslında yine standart dışı bir noktaya varmış oldum. “Koruyucumuz” konumdaki Türkiye Cumhuriyeti, her geçen gün distopyaların gerçekliğe vardığı bir coğrafya durumuna gelse de, uluslararası hukuka göre alt yönetimi olan biz, en fazla “trajikomik distoş” olabiliyoruz.

Tek adam rejiminin pek muhterem sahibi Recep Tayyip Erdoğan’ın buradaki temsilcisine aktardığı veya aleni bir şekilde toplumun bir kısmını galeyana getirdiği hususlar dışında, özgürlük içinde yaşadığımıza inanıyoruz. Buna rağmen bizi ilgilendirmese de bazı örgütler terör listesine alınıyor, kimi kitaplar ve şarkılar yasaklanıyor, komşu ülkeden gelen siyasilerin çıkacağı kurmaca televizyon programları düzenlenip kimi gazetecilerimiz o çemberden uzak tutuluyor, ülkede yüz kızartıcı insan hakkı ihlalleri yaşanırken makine dişlisi konumundaki hükümet edenler tek bir kelime sarf etmiyor. İşin kötü tarafı, sistemin esas sahibi olanlar, gün geçtikçe güçleniyor ve değerleri yavaş yavaş inşa ediliyor.

Distopyaların bir diğer önemli özelliği, yönetimin her şeyin en iyisini bilmesi ve toplumları da o doğrultuda yetiştirmesidir. Mesela Mevlüt Çavuşoğlu’nun son ziyaretinde söyledikleri bu konuda incelenmelidir. Kıbrıslı Türklerin ikinci ilahiyat kolejini istediğini söylemesi, çözüm kimsenin ideolojisine göre yürütülemez demesi ve “neyi müzakere edeceğiz” sözü ile aslında her konuya hakim olduklarını ve esas aktörün de kendileri olduğunu açıkça beyan etmiştir.  

Çavuşoğlu’nun ideolojiden ne anladığını bilmem ama bir Kıbrıslı Türk olarak bana göre Kıbrıs sorunu zaten “ideolojik – politik” bir çıkmazdır. Bu sebeple sanki steril bir alanmış, masada kurgulanacak bir matematik problemiymiş gibi yansıtılması, pek anlamlı değildir. Hele senaryolar arasında sayılan ve diğer yollarla aynı sepete koyulmaya çalışılan federasyonu (konferasyon – üniter devlet tartışması içinde bir taraf olduğunu söylemek) tartışmaya açmak, aslında kurulmaya çalışılan bir kültürü de sahne dışına atmaktır. Çünkü federasyon sadece yıllardır görüşülen bir çözüm yöntemi değildir, bunun çok daha ötesinde bizi barışa kavuşturacak bir ütopyadır.

Bu süreçten sonraki aşamada, bir sorunun cevabını vermek gerekir. Distopyanın inşasını mı izleyeceğiz, yoksa ütopyayı kurmak için etrafa saçılan iradeleri bir araya mı getireceğiz? Kendi adıma pek umutlu değilim. Ama bildiğim tek husus, distopya kurulurken susanlar veya iktidarın dili ile konuşanlar, bir dişli olarak serüvenlerine devam edecekler. Belki ütopya yakın zamanda gerçekleşmeyecek ama Onlar meşrulaştırdıkları düzenin birer posası hâline gelecekler.

Kaynak: Yoksa Siz Hâlâ Posası Çıkarılmayanlardan mısınız? - Aslı Murat