12. Mar, 2019

KKTC’deki “Tıkanıklığın” Sebebi KKTC’dir, Çözüm Federal Kıbrıs’tır

KKTC Devleti, siyasi ve ekonomik anlamda bağımlı kılınan yapısından ötürü bir sürekliliğe sahip değildir. Özellikle dayatılan ekonomik paketler, bunun en bariz örneğidir. Birçok paket hükümet değişimine neden olmuştur. Bu sebeple Kıbrıslı Türkler yapboz bir idare ile yönetilmeye mahkûmdur. Uzun bir dönem ganimet yiyicilerin egemenliğinde sürdürülen sistem, zaman zaman yaşanan kırılmalar neticesinde farklı kesimlerin de eline geçti. Sözü edilen değişim dönemlerinde, göbek bağı çekiştirilip esnetilse de icraatlar anlamında ufak adımların ötesine geçilemedi. Hak ve özgürlükler alanında gerçekleştirilen ilerlemelerde de çoğu zaman öneri sahibi vekiller yalnızlaştırıldı. Açıkçası sivil toplumun desteği (özellikle kadın ve insan hakları alanında faaliyet yürüten örgütler) olmasaydı, o süreçlerin de nihayete erdirilmesinin zor olacağı kanaatindeyim. Tüm bunlara rağmen kat edilen yol, az önce de söylediğim gibi kısa süreli aralıklarla bozguna uğradı. Gerçekleştirilen seçimler sonucunda oluşturulan meclis ve kurulan hükümetler, uzun soluklu olamadı. Peki bunu tek bir nedene bağlayıp, “aslında başkanlık sistemi olursa bu şekilde bir sıkıntı yaşanmaz” demek ne kadar doğrudur?

Son zamanlarda hem hükümet hem de muhalefetteki kimi liderler, yönetim sistemine dair anayasal değişiklik yapılmasının zaruri olduğunu dile getirmeye başladılar. Aslında bu fikirler yeni değil. Ama anlaşılan birileri bu konuda yeniden düğmeye bastı. Bence söz konusu tartışma sunidir ve Türkiye’de yaşanan başkanlık sistemi değişikliğinin, adaya ne şekilde yansıtılacağı fikrinin bir tezahürüdür. Bu konuda toplumu ikna etmek için de “hantal ve işlevsiz devlet yönetimi” gerekçesi ortaya atılmaktadır. Başkanlık sistemine geçildiğinde sihirli bir değnek ile yaşanan sorunlar ortadan kaldırılacak mı, yoksa göbek bağı aracılığıyla işletilen sistem daha mı kalıcılaşacak? Tabi ki böyle bir tespit yapmak, tahminden öteye gidemez. Yine de sorgulama yaparken bunları göz önünde tutmak gerekir. Eğer böyle bir durum yoksa, anayasa değişikliği yapılmasını söyleyen kişilerin, önerilerini gerekçelendirmesi ve meseleyi tüm çıplaklığı ile tartıştırması gerekir. Bir tarafta bunlar olurken, diğer tarafta ise “yeni KKTC” adı altında bir çıkış yolu işaret edilmektedir. Henüz ayrıntılarına dair bilgi sahibi olmasak da, anayasa değişikliğini öneren fikirden bağımsız bir yaklaşım olduğunu düşünmüyorum.

Kıbrıs’ta federasyona dayalı çözümden yana mücadele eden kesimlerin yıllardır dile getirdiği; “adanın kuzeyindeki yönetim şeklinin tıkandığı” saptaması, artık diğer kesimlerin de diline dolandı. Sanki sorun KKTC’nin varoluş şekli değilmiş gibi bir çerçeve çiziyorlar. Hâlbuki gerek siyasi gerekse hukuki temelde yapılacak bir değerlendirme neticesinde, yapının hangi yöntemle çözüme kavuşturulacağı biliniyor. Bunu inatla reddeden ve başka bir yol olabileceğini savunan kesimler, yeni senaryolar türetmeye başladı. Tıkanıklığın anayasa değişimi (başkanlık sisteminin getirilmesi) ile giderilebileceğini söyleyen bu yaklaşım, yıllardır sürdürülen statüko bekçiliğinden öte bir durum değil. Çünkü yaşadığımız, “tıkanıklık ve hantallık” diye tarif edilen sorun siyasidir ve çözüm de siyasi temellidir. Bu da Kıbrıslı Türklerin politik bir özne olacağı federal Kıbrıs’tan geçmektedir. Eğer anayasa değişikliğinde ısrarcı olunacaksa, başkanlık sistemi saplantısı yerine daha demokratik ve sivil bir anayasa için ne yapılabileceği konuşulsun ve bunlar toplum ile istişare içerisinde yapılsın. Tepeden gönderilen dayatmaların başarısızlığını geçmişte deneyimledik, tarihin tekerrür etmesinin manası yok.

Kuzey sathında, bir sene sonra gerçekleştirilecek cumhurbaşkanlığı seçimi hesapları üzerinden anayasa değişikliği önerileri yapılırken, 26 Mayıs’ta Kıbrıs’ın tamamını ilgilendiren bir seçim yaşanacak. Avrupa Parlamentosu’na (AP) gönderilecek vekillerin belirleneceği seçimde Kıbrıslı Türkler de aday olarak gösterildi. Geçtiğimiz senelerde de benzer süreçler yaşanırken, bu sene ilk defa Kıbrıslı Rumların örgütlü olduğu AKEL’den, bir Kıbrıslı Türk Niyazi Kızılyürek aday oldu. Bugüne kadar adada yaşayan toplumların sorunlarına dair görünmeyeni görünür kılmak için çalışmalar yapan, ülkeye egemen olan hınç kültürünü deşifre eden ve attığı her adımda barışın gerçekleşmesi için zihinlere yeni pencereler açan Niyazi Hoca, yürümeye başladığı yolda birçok kişiyi de heyecanlandırdı. Tabi ki rahatsızlık yaşayanlar da oldu. İlerleyen zamanlarda, “biz iç işlerimize bakalım, bu konu bizi ilgilendirmez” anlamına gelen sesleri daha da yükselecek. Sanırım süreç içerisinde, tüm adanın bizim olduğunu bu kişilere hatırlatmakta fayda var.

Tüm dikkat çektiği hususlar bir yana, her konuşmasında unutturulmaya çalışılan federal Kıbrıs’ın kurulmasının önemine ve Kıbrıslı Türklerin Avrupalı kimliğine dair yaptığı vurgular çok önemli. 2004 referandumunda yaşadığımız hayal kırıklığının neden olduğu hüznün artık dağıtılması gerektiğini söylüyor ve bize yurttaşlığımıza sahip çıkmamız gerektiğini hatırlatıyor. Kısacası AB yurttaşları olarak irademize sahip çıkıp oy vermemiz halinde, birleşik ve federal Kıbrıs mücadelesine bir ivme katabileceğimize işaret ediyor. Bu süreçte eğitim ve seyahat etmek için kullandığımız yurttaşlığımızı, siyasi iradenin belirlenmesi aşamasında da ortaya koymamız önemlidir. Özellikle iki toplumun üzerine düşen sorumlulukları sakınmadan dile getiren bir “barış işçisini” desteklemek, Kıbrıs’ın geleceği için yol açıcı olacaktır. Belki bu süreçte gösterilecek dayanışma, toplumsal barış mücadelesinin üzerindeki tozlu havayı da dağıtır ve bir yerden yeniden başlarız. Kim bilir?

 

Kaynak: KKTC’deki “Tıkanıklığın” Sebebi KKTC’dir, Çözüm Federal Kıbrıs’tır - Aslı Murat