30. Tem, 2019

Doğru söylemeyerek toplumu zehirliyorsunuz

Bugünlerde Batı Nil Virüsü gündemimizi işgal etse de, azımsanmayacak bir başka problemimiz olduğunu unutmamalıyız. Geçtiğimiz hafta imzalanan ve halk dilinde “ekonomik paket” diye anılan, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İktisadi ve Mali İşbirliği Anlaşması”nı her gün yeniden okuyarak, nelerle karşı karşıya olduğumuzu iyice kavramalıyız. Ekonomist olmadığım için teknik bir değerlendirme yapmam mümkün değil. Ama anlaşmanın ne demek olduğunu iyi bilen bir hukukçu ve iradesine sahip çıkmak isteyen bir Kıbrıslı Türk olarak edeceğim birkaç kelam var.

 Bir metnin içeriğindeki üslup ve kullanılan kelimeler, tarafların konumlarını da ortaya çıkarır. Bugüne kadar imzalanan tüm anlaşmaların içine sinmiş bir ruh vardır. Buna yakından bakınca, iki eşit tarafın var olmadığını kolayca fark edersiniz. Şu anda tartıştığımız protokole için de farklı bir durumdan bahsedemeyiz. İdarecilerimizin, “Türkiye ile iyi ilişki kurmak” diye kendilerini paraladıkları söylem de aslında bu anlama gelir. Ne kadar boyun eğer ve “anavatanın buyurganlığa hizmet edersek”, o kadar “iyi ilişki” kurmuş oluyoruz. Protokolün imzalanmasını bir başarı öyküsü gibi anlatanları görünce, başka bir düşünceye sahip olmak mümkün değil. Buyurganlık derken neye işaret  ettiğimi biraz daha açayım.

Protokoldeki baba – çocuk ikilisinde, baba rolündeki TC Lefkoşa Büyükelçiliği Kalkınma ve Ekonomik İşbirliği (KEİ) Ofisi, çok geniş yetkilere sahip. Bir proje gerçekleştirilecekse, ona ilişkin düzenlenecek harcama belgesini KEİ Ofisi inceleyecek ve uygun görülmezse reddedilecek. İşin içyüzünü daha net ortaya koyan nokta ise, metindeki “harcama belgesi” kelimesinin ardından parantez içinde (hakediş) ibaresine yer verilmesidir. Kısacası “hak edersek”, uslu çocuklar olur ve babamızın yararına işlere imza atarsak, yardım alabileceğiz. Aksi takdirde ağzımızı havaya açacağız. İşte dil ve kelimeler bu kadar önemlidir. Hâl böyle olunca, şekil içeriği de etkiliyor. Mesela dernek, birlik, kulüp, sendika, vakıf, araştırma merkezi vb. STK'lara katkı için ayrılan 5.500.000 TL, T.C. Lefkoşa Büyükelçiliği’nce uygun görülen STK'lara harcama karşılığı veya katkı şeklinde kullandırılacaktır. Dışişleri Bakanı Özersay anlaşmada yetki devri yok diyorsa da, kimin söz ve yetki sahibi olduğu ortada. Aksini söyleyebilen var mı?

Tüm bölümleri bir yazı içinde incelemek mümkün değil. Ama şunu söyleyebilirim; birçok kısımda (özellikle sosyal hizmetlerin güçlendirilmesi yani Kıbrıslı Türklerin yararına olabilecek) çok muğlak ifadelere yer verilmiş. Buna rağmen kamu – özel işbirliği maskesi altında telekomünikasyon, limanlar, araç muayene gibi yerlerin özelleştirilmesi, KIB-TEK çalışanlarının ödeneklerinde ve hayat pahalılığında (ki dün Anayasa Mahkemesi bu uygulamayı ara emri ile durdurdu) yapılacak kesintiler, maaş dışı ödeneklerin % 10 azaltılması ve toplu iş sözleşmesi uygulamasını işlevsizleştirme gibi hususlar çok net şekilde belirtiliyor. Sonuçta bizden, pastanın üzerindeki süslü şekerlemelere kanarak, içindeki zehri yememizi bekliyorlar.

Anlaşma sadece ekonomik saptamalar yapmıyor. Bunun yanında, kültür sektöründe yapılacak yatırımları da belirterek, egemen zihniyetin hangi yönde şekillendirileceğini bize gösteriyor. Kelimelere olan takıntımdan ötürü, metinde yer alan başlıklardan kültürün ne anlama geldiğini araştırdım. Türk dil kurumunun sayfasında şu şekilde tanımlanıyor: “Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü / Bir topluma veya halk topluluğuna özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütünü”. Bunlardan da anlaşılacağı üzere, bir toplumun kendini üretmesi ve sonraki nesillere hangi değerler üzerinden aktaracağı büyük bir önem taşır. Söz konusu husus, geleceği şekillendireceğimiz değerleri belirler. Şimdi, hükümetimiz ve babası KEİ ofisinin kültür için tasarladığı yatırımlara bakalım. Anlaşmanın “Kültür Sektörü” başlığını, sizinle paylaşmak istiyorum. Görsel olarak daha iyi kavrayabiliriz diye düşünüyorum.

KÜLTÜR SEKTÖRÜ                    13.600.000 TL

Bu tablo bize gösteriyor ki, kültür namına gelecek nesillere aktaracağımız yegâne değer din. Kıbrıs’ın yerel sanat etkinliklerine yönelik hiçbir ibareye yer verilmemiş. Utanç duymamız gereken en önemli noktalardan biri olan devlet tiyatrosu binasına dair hiçbir husus dile getirilmemiş. Hedeflenen, toplumun genelinde eksikliği saptanan Sünni Müslüman damarın beslenmesi, uluslararası hukuka göre devletin tanınmasının mümkün olmadığı gün gibi açıkken “tanıtma” adı altında ve silah – tank – tüfeklerin boy gösterdiği “kahramanlık” törenlerine para harcanmasıdır. Yanlış anlaşılmasın. Bu yönde toplumsal ihtiyaç duyulduğu saptanmışsa, gerçekleştirilmesinde hiçbir sakınca yok! Ama maalesef durum böyle değil. Çünkü hemen ardından belirtilen sağlık ve sosyal hizmetler sektörüne ayrılan paya baktığımızda, esas konunun ihtiyaç giderilmesi olmadığı net bir şekilde anlaşılıyor. Kültür adı altında aslında Sünni Müslümanlığın ve Milliyetçiliğin yaygınlaştırılmasına 13.600.000 TL harcanması öngörülürken, sağlık ve sosyal hizmet sektörü için belirlenen rakam 2.500.000 TL’de kalıyor. Böylece samimiyetten yoksun tavırları ortaya çıkıyor.

Hiç kusura bakmayın ama ne doğru söylüyor ne de toplumun ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyorsunuz. Tek bildiğiniz, bugüne kadar geliştirilen “buyurgan – itaat eden” ilişkisini daha da içselleştirmek ve oyunun uslu çocuğu rolüne layık olmaktır. Başbakan Tatar yaptığı açıklamada, “asıl olan bir zümrenin bir grubun değil tüm halkın menfaatlerine uygun davranmaktır” derken, gerçeği çarpıtmaktadır.  Gerek toplu iş sözleşmeleri ile ilgili belirtilenler gerekse tek yanlı din dayatması bu durumu ortaya koymaktadır. Korudukları, toplumun değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarlarıdır. Tüm bunları gerçekleştirebileceğinizi  düşünmüyorum. Hasbelkader söylediğimin tersi çıkarsa, kazancınız ne olur bilmiyorum. Ama kaybınız / kaybımız çok büyük olacak. Eminim.

Kaynak: Doğru söylemeyerek toplumu zehirliyorsunuz - Aslı Murat