10. Ara, 2019

Saygılı Olduğunuz Yeter, Artık İnsan Haklarını Uygulayın

Kıbrıs’ın kuzeyi genel anlamda sıkışmışlığın yaşandığı bir coğrafya olarak tanımlanabilir. Birçok alanda olduğu gibi, insan hakları bakımından da genel geçer sözler ve kalıp yargılar üzerinden hareket ediyoruz. Mesela şu anda kime sorsanız, herkes size insan haklarının öneminden ve uygulanmasının ne kadar elzem olduğundan bahsedecektir. Özellikle bu gibi özel günlerde, siyasilerin açıklamaları ezberlenmiş fikirlerden oluşur. Haklar şöyle önemlidir, böyle önemlidir derler. Uygulaması olmayan hayali cümleler kurarak, kendi çaplarında ne denli duyarlı olduklarını anlatmaya çalışırlar. Ama ötesi yoktur.

KKTC kurulduğundan bugüne kadar Meclis, pek çok uluslararası insan hakları sözleşmesini onayladı ve Anayasanın 90. Maddesi gereği yasa haline getirdi. Bu aslında hukuken şu anlama gelir: “Ey devletin tüm kurumları ve organları, bu sözleşmenin hükümlerini uygulamak görevin ve sorumluluğundur. Ben de söz konusu sözleşmelerin daha iyi uygulanabilmesi için yasal değişiklikler yapacağım”. Hâl böyleyken gerçek hayata bakıldığında, bunun karşılık bulmadığını görüyoruz. Kısacası kendi iradesine sahip çıkmayan bir yapıdan bahsetmek mümkün. Ufak tefek yapılan iyileştirilmeler de rölantiye alınıp, zaman içinde körelip gider.  

Tabi ki haklı olarak şu soru aklımıza gelebilir: “Zaten hak ihlâlini gerçekleştiren devletler değil midir, niye sözleşmelerin gereklerini uygulasınlar ki?”. Evet, orası doğru ama devletin ne denli iki yüzlü olduğunu gösterebilmek adına bunların aktarılması gerekir. Hem kendini bir takım kurallar ile bağlar hem de bunlara uygun hareket etmez. Söz konusu husus beraberinde daha farklı sorunları da getirir. Yasal olarak yaşanan ilerlemeler, sanki alanda herhangi bir sorun olmadığı yanılsamasına da yol açar. Hukuk, eğer toplumsal değer ve özelliklerinizin çok fazla önünde olursa, onların uygulanabilmesi de o derece zorlaşır. İşte bu noktada toplumsal zihniyetin dönüştürülmesi önemlidir.

İşte insan hakları dediğimiz algı, bu yüzden diğer hukuk dalları gibi salt yasa maddelerinde yapılacak değişiklikler ile sağlanamaz. Farklı disiplinlerin birlikte mücadele etmesi sonucunda, daha başarılı bir noktaya varılabilir. Mesela bir örnek verelim. Birçok hakkın elde edilmesi için kullanılabilecek en etkili araç, adalete erişimin sağlanabilmesidir. Eğer hukukçu değilseniz bunu gerçekleştirebilmek için profesyonel yardım almanız gerekebilir. Tabi ki avukatsız temsil edilmeniz de mümkündür ama teknik bilgi açısından zorluk yaşayabilirsiniz. Anayasa’nın “Hak Arama Özgürlüğü ve Yasal Yargı Yolu” maddesine göre, herkesin avukat aracılığıyla temsil edilme hakkı vardır. İlgili kısım aynen şu şekildedir: “Kendisinin veya yakınlarının seçtiği bir hukukçu tutmak ve adaletin sağlanması için gerekli görülüyorsa, yasanın gösterdiği şekilde kendisine parasız bir hukukçu atanması.” Maddenin yaptığı göndermeye göre, parasız hukukçu (yani adli yardım) hizmetinin hangi durumlarda var olduğuna bakmak için yasaları incelemek gerekir. O noktada karşımıza kocaman bir boşluk çıkıyor.

Şu anda sadece Aile Yasası’na göre koruma emri talep edecekseniz ve Ceza Usul Yasasına göre yargılamada Mahkeme, meselenin ciddiyeti ve güçlüğü adalet adına gerekli kıldığı takdirde kişiye avukat atanmasına karar verebilir. Özellikle ceza yargılamasında konuyu Mahkeme’nin takdirine  bırakması, hakkın kullanımını zorlaştırmaktadır. Diğer düzenleme ise, tam olarak faaliyete geçirilmemiş Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Dairesi’ne gönderme yaptığı için uygulanması mümkün değildir. Ara formül olarak iki senedir Çalışma Bakanlığı ve Barolar Birliği arasında şiddete uğrayan kadınlara yönelik aile davalarında uygulanan bir adli yardım sistemi kurulmuş olsa da, bu uygulama geçicidir. Genel bir adli yardım prosedürü kurulmadığı için, bunlara bütçeden de gereken pay ayrılmamakta, devletin lütfetmesi neticesinde çok küçük miktarlarla bu işler yürütülmeye çalışılmaktadır. İkisi bir tam etmeyen düzenleme dışında, adli yardıma ilişkin herhangi bir yasadan bahsetmek mümkün değil.

“Hak Arama Özgürlüğü” hususunda sıkıntı sadece avukat tayini konusunda yaşanmamaktadır. Özellikle yabancı şahıslar için ücretsiz tercüman desteği ve engelli bireylere dönük fiziki şartların iyileştirilmesi de adalete erişim noktasında sıkıntıların aşılmasına yardımcı olacaktır. Çünkü uygulamaya bakıldığında, çoğu zaman tercümanı, görevi olmamasına rağmen ya vatandaş ya da avukatı hazır ediyor, devlet bunu sağlamıyor. Engelli bireyler konusunda durum daha vahim bir boyutta. Fiziksel engeli olan bireyler için binalar yetersiz, işaret dili ile anlaşabilen kişiler için yetkin tercüman bulmak çok zor. Bunlar gibi örnekleri çoğaltmak mümkün.

Kısacası tüm hakların eşit ve etkin bir şekilde dağıtılması ve kullanılması için adalete erişimin ciddi bir şekilde ele alınması gerekir. İnsan hakları sözleşmelerini onayladık, hukuk sistemimize dâhil ettik veya yasalarımızda pek çok yenilik sağladık demek yetmiyor. Çünkü bunların insanların hayatına dokunması ve onurlu bir şekilde yaşayabilmeleri için uygulanması gerekiyor. Bu da  insanların, yargı sistemi içinde özne olabilme potansiyelini elde ettikleri noktada sağlanabilir.

Adalete erişim; sadece hak arama özgürlüğü ile değil, Anayasa’nın giriş kısmında belirtilen “insan hak ve özgürlüklerini korumayı hedefleyen sosyal hukuk devleti” ilkesi ile de bağlantılı geniş bir kavramdır. Bu noktada özellikle toplum içindeki dezavantajlı grupların adil ve etkili adalet mekanizmalarına ulaşmaları için çalışmalar yapılmalıdır. Sonuç olarak hem ekonomik hem de sosyal eşitsizlikten dolayı, toplumun belli kesimlerinin hukukun koruma alanı dışına çıkışını engellemek için, adalete erişimi sağlayacak hakların tesis edilmesi ve bu yolda pozitif adımların atılması önemlidir.

Kaynak: Saygılı Olduğunuz Yeter, Artık İnsan Haklarını Uygulayın - Aslı Murat