31. Ara, 2019

“Kimsin sen?”

Geride bıraktığımız 2019 yılı, herkesin hayatında farklı olayların yaşanmasına zemin yarattı. Birileri sevginin aslında ne demek olduğunu anladı, birileri yakınlarını sonsuzluğa uğurladı, birileri ise bir bebeğin dünya ile buluşmasına tanıklık etti. Tabi ki ayrıca; ekonomik olarak gittikçe yoksullaşan ve servetine servet katanlar arasındaki gelir uçurumu da iyice belirginleşti. Gerçeklik bu yönde akıp giderken, toplumsal olarak iyice sessizleştik. Bize reva görülen yaşam koşullarını kabullendik.  O kadar hızlı aktı ki zaman, durup düşünme ve ona göre hareket etme vaktini bir türlü bulamadık. Sosyal medyada yazdığımız eleştiriler (ve çoğu zaman içi boş linç söylemleri) ile yetindik. Böylece içimizi boşaltıp, yükümüzden kurtulduğumuzu sandık. Ama olmadı. Çünkü bu sene de en iyi bildiğimiz işi yaptık. Yani her şeyi halı altına süpürdük veya süpürülmesine göz yumduk.

Belki de ihtiyacımız olan şey biraz yavaşlamak, kim olduğumuzun farkına varmak ve ne yapmak istediğimize karar vermektir. Tüm bunlar, hafta sonu altı saat boyunca, ara vermeden izlediğim Atiye isimli dizinin ardından aklıma düştü. Birçok klişe ve tesadüfün varlığı sizi zaman zaman rahatsız etse de, dünyanın bilinen en eski kült yapıları arasında sayılan ve geçmişe dair bildiklerimizi sorgulatan Göbeklitepe üzerinden, insanın varoluşsal yolcuğunu anlatması bile benim için yeterliydi.

Televizyonun ömrünün tükenmesine paralel gelişen alternatif film ağlarından Netflix’in ikinci Türkçe yapımı olan dizinin senaryosu, psikolojik ve mistik değerler üzerinden şekillendirilmiş. Hikâye alışılmışın dışında, eril niteliklere sahip bir karakterin kahramanlıklarından ziyade, bir kadının kendini ve dolayısıyla etrafını iyileştirmesine odaklanıyor. Şaman kültüründeki “şifacı – bilge kadın” imgesinin vücut bulmuş hâli de denebilir.

Atiye düğün arifesindeyken, kendine çizilen kafesi kırıp içinden çıkmak için bilmediği bir yola girme cesaretini gösteriyor. Sınırı aşan her insan gibi, ilk etapta “deli” muamelesi görse de, aslında altındaki zemini karıp derine doğru süzüldükçe gerçekliğin çıplak yüzü ile karşılaşıyor. Tabi ki bu kolay bir deneyim olmuyor. Çünkü etrafında dizili duran sistemin bekçileri ve esas sahipleri tarafından birçok engelle karşı karşıya bırakılıyor. En zor anlarda bile yılmıyor. Kurulu düzene karşı durup, kim olduğunu keşfedebilmek adına yokoluşu bile göze alıyor. İzlemek isteyenler olabilir diye daha fazla ayrıntıya girmeyeceğim.

Bireyin aydınlanması ve kendi varlığını üretebilmesi üzerinden yürütülen anlatım, toplumsal algının da bu yoldan geçtiğine işaret ediyor. Kıbrıslı Türkler olarak çok uzun zamandır hareketsiziz. Bunun pek çok sebebi olabilir. Geçmişe nazaran daha fazla insan yaşadığı hayata isyan ediyor olsa da, buna paralel ilerleyen bir çıkış yolu kurulmuyor. Ucundaki ışığı görmeden, kimse bir mağraya girmeye cesaret edemiyor. Hâlbuki bize aydınlık gibi gösterilen anlatıların hepsinin üstünde, çakmayı bekleyen şimşeklerin biriktiği kara bulutlar var. 

Önümüzdeki yıl yine bir seçim propaganda dönemi yaşanacak, birbirinden muhterem erkek adaylar neden kendilerini seçmeniz gerektiğini anlatacaklar ve hemen hemen hepsi bu sistemi değiştireceğini iddia edecekler. Muhtemelen uygulanamadan yeniden hükümetin değişeceği bir ekonomik paket neticesinde haklarınız daha da budanacak.  Şanslı değilseniz trafikte meydana gelen bir çarpışmada canınız acıyacak. Devlet okulları çocukların başına yıkılacak. İnsan hakları karnemizdeki eksi değerler daha da aşağıya inecek ve sıcak çatışma bu listede yer almasa da, savaş dilinin egemen kılınacağı bir yıl olacak. Kıbrıs sorunu mu? Federasyona alternatif olarak sunulan ve gerçekleşmesi mümkün olmayan senaryolar dillere daha da yapışacak.

Yazıyı karamsar bir havada bitirmek istemiyorum. Tarihin bize öğrettiği bir şey varsa, o da geçmişin bugünü işgal ettiğidir. Bu sebeple yukarıda aktardığım algının, gelecek tahayyülümü şekillendirdiğini söylemem mümkün. Tek ümidim Atiye gibi hareket edecek insanların bir araya gelip, içselleştirdiğimiz şimşek dolu karanlık bulutları dağıtmaları. Bunun için de bir tutam cesaret, bir tatlı kaşığı reddediş, bir dilim sevgi ve oyunun kurallarını bozan bir velet iradesi gerekiyor.  Sanırım varoluşu hayal edebilmek için hiçliği deneyimlemesek bile en azından öngörebilmek önemli. Çok zor değil.

Sonuç olarak aynaya baktığımızda, kendimize “kimsin sen?” diye sorabildiğimiz ve cevabını bulana kadar da mücadele edebileceğimiz bir yıl olmasını dilerim. Unutmadan; bol bol sevin, insanların yaralarına dokunun ve onları iyileştirmek için çaba sarf edin. Çünkü her rengin rol alabileceği değişim, ancak o zaman yaşanabilir.

 

 

Kaynak: “Kimsin sen?” - Aslı Murat