28. Nis, 2020

Polis teşkilatı ve Savcılık, çocuk istismarını görünmez mi kıldı?

Geçtiğimiz hafta basına yansıyan bir olayla sarsıldık. Öğrendiğimiz kadarıyla, bir baba çocuğunu istismar ediyor ve bunu facebook hesabından paylaşıyor. Yaşananı o kadar normalleştirmiş ve korku duymuyor ki, bunu kamusal alanda yaygınlaştırma yüzsüzlüğüne de sahip. Buraya kadar yaşananlar, çok şaşırtıcı değil. Çünkü biliyoruz ki, sadece bu topraklarda değil, dünyanın her bir köşesinde, dur durak bilmeden çocuklar şiddete ve istismara uğruyorlar.

Buna benzer olayların, ortaya çıkmadan engellenmesi ve hiçbir çocuğun böyle bir muamele ile karşı karşıya kalmaması gerekir. Lakin devletler bunu bir türlü başaramıyor! Acizliğin en temel sebeplerinden biri, olayların büyük bir kısmının kapalı mekanlar olan evlerde gerçekleşmesidir. Kadına yönelik şiddet meselelerinde de karşılaştığımız bu durum, devletin ev içinde yaşananlara karışmak istememesi, orayı “özel alan” olarak tanımlamasından kaynaklanır. Böylece acı katmerlenerek artar ve sonunda içinden çıkılmaz bir felakete sürüklenir.

Mevzubahis çocuklar olduğunda, durum bir miktar daha karmaşıklaşır. Çünkü yaşadığı olayı, istismarcısının da yönlendirmesi ile, muhtemelen normalleştirir ve oyunlaştırır. Böylece bunu dile getirmesi, şikayet etmesi zorlaşır. Ayrıca küçük yaşta olmasından dolayı, herhangi bir koruyucu mekanizmaya erişimi de kolay değildir. Ortaya çıkışın önündeki handikaplardan en önemlisi, istismarcının genellikle aile bireyi - yakını veya en azından eve girip çıkan biri olmasıdır. Bu noktada, devletlere büyük görevler düşer. Öncelikle çocukların kendini koruması, güvenli sevgiyi ve dokunmayı öğrenmesi için yeterli eğitime erişebilmeleri sağlanmalı, ardından da zarar görme ihtimalleri karşısında kolayca erişebilecekleri koruma mekanizmalarının oluşturulması gerekir. Özellikle ikinci bahsedilen aşamada; zorunlu eğitim kurumları, sosyal hizmetler ve polis arasında ciddi bir işbirliği kurulmalıdır.

Kanımca sosyal hizmetlerin branşlara bölünme ve her insan grubuna özel birimler oluşturma vakti gelmiş ve geçmiştir. Bir memurun ayrım gözetmeden yaşlılar, yoksullar, kadınlar, çocuklar, engelliler ile toptan ilgilenmesi, her grup insan hakkında derinlikli çalışma yapmasının önüne geçer. Böylece gözden kaçabilen pek çok husus vuku bulur. Ayrıca yaşadığımız dönemde göçmenler, lgbt+ bireyler ve mülteciler için de ayrı çalışma alanları yaratılmalıdır. Sosyal devletin kendini hissettirdiği ve insanların hayatlarına dokunacak en hayati görevi yerine getirecek bir dairenin, bu çerçeve dışında hizmet vermesi de yararlı değildir.

Polis teşkilatında ise, gerek suça itilen gerekse herhangi bir suça maruz kalmış çocuklarla ilgilenecek özel bir birim, olmazsa olmazdır. Nasıl ki, kadına yönelik şiddete karşı bu gerekliydi, çocuklar için de aynı hassasiyet gösterilmelidir. Çünkü bu grupla muhatap olacak polislerin konuya dair eğitime tabi tutulması gerekir. Böylece istismar ve şiddet sonucunda zarar gören küçüklerin korunması daha kolay sağlanacak  ve yaşanan olaya dönük herhangi bir cezasızlığın* önüne geçilebilecektir.  Aksi takdirde sağlıklı nesillerin yetişmesi mümkün değildir.

Çocuk istismarı meselesi bu denli hassas bir konu iken, geçtiğimiz hafta yaşananlar karşısında hukuk uygulayıcılarının vurdumduymazlığı kabul edilemez. Sonuç itibariyle zanlıyı, istismar anında çektiği bir fotoğraf var iken, “para cezası veya 3 aya kadar hapis cezası” öngörülen  hafif bir suç olan “namus ve ahlaka aykırı davranış” sebebiyle mahkeme huzuruna çıkarmak ve basit bir şekilde teminata bağlayıp serbest bırakmak neye hizmet eder? Hukuki bilgisi olmayan bir kişi bile, Ceza Yasası Fasıl 154’ün “Cinsel Nitelikli Suçlar” başlığının altındaki maddelere göz gezdirdiğinde, ne demek istediğimi anlayacaktır. Tüm düzenlemelere değinmem mümkün olmasa da, gerçekleşen fiil en bariz şekilde, yasanın 154. maddesi olan “Çocuğun Cinsel İstismarı” başlığı altındaki suça girer. Bu maddenin 1. fıkrası şu şekildedir : On sekiz yaşından büyük bir kimse, on altı yaşından küçük bir çocukla, cinsel davranışla ve kasten fiziksel temas kurar veya çocuğun kendisiyle fiziksel temas kurmasını sağlarsa ağır bir suç işlemiş olur ve mahkumiyeti halinde altı yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır”. Tabi ki mesele sadece bununla da kalmayabilir. Eğer polis, şahsın tutukluluğunu uzatıp soruşturmasını derinleştirseydi, belki de daha pek çok yasa maddesine uyan davranışı tespit edecekti. Ki bunlar içinde, cinsel saldırı ve tecavüz maddeleri de vardır. Bu durumda sadece ilgili tahkikat memuru veya polis yetkilisinin değil, kendisi ile hazır bulunan savcılığın da sorumluluğu vardır. Ceza Hukuku sistemimizde soruşturma aşamassında yetkili olarak polis bulunmakla birlikte, bu denli büyük bir iddia ile mahkemeye çıkarılan bir şahısla ilgili yürütülecek işlemlerde savcılığın da görevi hayatidir.

Malesef anlıyoruz ki, covid-19 virüsüne karşı alınan önlemler, birçok hak ihlâline alan açıyor. Karakollarda ve cezaevinde salgın yaşanmaması için, tutuklu yargılamak veya soruşturma devam ederken göz altı süresini uzatmak gibi uygulamalar askıya alınmış görünüyor. Unutmamak gerekir ki, belki salgın bizi öldürmeyecek ama  o gece  istismar ettiği çocukla birlikte evine dönen baba, çok daha derin acılara neden olacak. Ayrıca ağır değil de hafif bir suç işlemiş olma iddiasının yarattığı güven de cabası. Yapmayın ve bu yanlıştan dönün. Devlet olarak sessiz kaldığınız sürece çocuk istismarı normalleşecek ve toplumun adalete olan güveni de zedelenecektir.

*İstismarcının gereken cezayı alabilmesi için yapılması gereken işlemlerin savsaklanması sonucunda gerçekleşen adaletsizlik.

Kaynak: Polis teşkilatı ve Savcılık, çocuk istismarını görünmez mi kıldı? - Aslı Murat