4. Ağu, 2020

İstanbul Sözleşmesi Yaşatır, TOCED’i Uygula

Toplumsal ve siyasal hareketlerin, propaganda ve örgütlenme yöntemleri, yıllar içerisinde dönüşüme uğradı. Eski metodlar uygulanmaya devam etse de, alternatif medya kanalları (online yöntemler) bilginin ve tepkinin daha hızlı bir şekilde yayılmasına yardımcı oluyor. Tabi ki beraberinde birçok sorunu da getiriyor. Bunlardan en önemlisi; parlayıp sönen ateş gibi, kısa bir sürede etkisini kaybetmesi. Kısacası mücadeleler de diğer alanları etkisi altına alan tüketim mentalitesinin esiri hâline geldi. Özellikle Kıbrıs’ın kuzeyindeki siyasi partilerin ideoloji – politikadan uzaklaşıp salt iktidara gelme hedefleri ile sendikal alanın büyük bir çoğunluğuna hakim olan, dönüşümü hedeflemeden sadece var olana tepki gösterme pratiği, bir adım bile ileriye gitmemize engel oluyor. Bu yüzden daha küçük bir alanda faaliyet gösterdikleri düşünülse de, insan hakları ve özgürlükler alanına odaklanan ve sorun tespiti yapmak yanında çözüm önerileri geliştiren yapıları (meslek örgütleri, dernekler, sivil ve yerel kuruluşlar vb gibi) daha gerçekçi buluyorum.

Tüm bunları dile getirmemin nedeni, merkezdeki yöntem ve örgütleri yermek değil. Tam tersine, belli konularda ezberlenmiş cümlelere hapsolan ve iş üretemeyen yapılarına yönelik soru işareti oluşturmak. Derdimi daha da somutlaştırayım. Erkek şiddeti ile mücadelede en önemli yasal araçlardan biri olan İstanbul Sözleşmesi’nden bahsedeceğim. 2011 yılında imzaya açılan ve ilk onaylayan devletlerden biri kendileri olmasına rağmen, muhafazakar yönetimin bataklığı haline gelen Türkiye  Devleti’nde, sözleşme tartışma konusu haline getirildi. Buna karşı Türkiye kadın hareketi ve feminist örgütlerin, özellikle sosyal medya üzerinden yürüttüğü bilgilendirici kampanyalar ve kadına yönelik şiddetin ne boyutta olduğunu deşifre etmeleri neticesinde, seslerini tüm dünyaya ulaştırabildiler. Hatta muhafazakar alanda çalışma yürüten KADEM’in de “destek” açıklaması (homofobileri baki) yapmasını sağladılar. Bunun sebeplerinden biri alternatif yöntemlerin daha hızlı yayılabilmesi, bir diğeri ise bıkıp usanmadan yıllardır ilmek ilmek ördükleri mücadelelerini her daim canlı tutmalarından kaynaklanıyor. İktidara kim gelecek, cumhurbaşkanı kim seçilecek gibi konularda fikirleri olmasına rağmen, tüm enerjilerine bunlara harcamıyorlar. Çünkü biliyorlar kim gelirse gelsin, tüm hayatımıza yayılan ataerkil sistemi tek başına yık(a)mayacak. Bunun için çalışmaktan ve üretmekten vazgeçmemek, her daim tetikte olmak gerekiyor.

Türkiye’nin gündemini Kıbrıs’a taşımak gibi bir hedefim yok. Ama erkek şiddetinin dili, dini, ırkı, milleti, ekonomik sınıf farklılığı  olmadığı için, konu açılmışken bir ucundan tutmak isterim. 4 güne yayılan bayram tatilimiz içerisinde, polise taşınan (ve dolayısıyla basın aracılığıyla bilgimize gelen) 2 tane erkek şiddeti örneği yaşadık. Farklı farklı gerekçelerle bir kadının burnu kırıldı, bir diğerinin ise evine balkonundan girilerek darp edildi. 2 tane olması bizi yanıltmasın. Çünkü yapılan birçok araştırma (özellikle de evli çiftler arasında) şiddetin gün yüzüne çıkmadığı, halı altı edildiğini kanıtlıyor. Bunun pek çok sebebi olabilir ama gerçek bu. Peki bu noktada ihtiyacımız olan nedir?

Bugüne kadar ülkedeki feminist hareketler ve kadın örgütlerinin yürüttüğü mücadeleler neticesinde, yasal anlamda birçok kazanım elde edildi. 1996 yılında Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW) onaylandı, buna bağlı olarak 1/98 Aile Yasası’nda boşanma davalarında uygulanan eşitlikçi mal paylaşımı rejimi gibi tarihi bir değişiklik yapıldı. O güne kadar mevcut olmayan ve şiddet karşısında koruma emri alınabilmesi maddesi eklendi. 2011 yılında İstanbul Sözleşmesi, Feminist Atölye’nin yürüttüğü kampanya neticesinde topladığı 4500 imza ile  Meclis başkanı ve yardımcısına sunuldu, ardından onaylandı. Yani o günden beri yasa gücünde. Buna ek olarak 2014 yılında, Sözleşme’nin devlete yüklediği pek çok sorumluluğu yerine getirmek için  Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Dairesi (TOCED) Yasası mevzuatımıza dahil edildi. Yine 2014’te Ceza Yasası’ndaki cinsel suçlar başlığı altında modern anlamda ilerlemeler sağlandı. Son olarak 2015’te Aile Yasası tadil edilerek, şiddete maruz kalan şahısların koruma emrine başvuruları için aranan evlilik bağı şartı kaldırıldı, mal paylaşımına yönelik düzenlemeler kadın emeğini görünür kılacak şekilde yenilendi ve daha eşitlikçi bir boyuta ulaştı, kadın kendi soyadını kullanabilme özgürlüğünü elde etti. Kısacası kimilerine göre küçük adımlar gibi görünse de, kanun önünde belli alanlarda eşitliği sağlayıcı ve buna bağlı olarak şiddeti önleyici gelişmeler yaşandı.

Okuduğunuz son cümleye dikkat çekmek istiyorum. Eşitlik sağlamak ve şiddeti önlemek, birbirine göbekten bağlı hususlardır. Bu sebeple (ülkemizde olmasa da) tartışma konusu yapılan İstanbul Sözleşmesi, bu hakikat üzerine inşa edildi. Yılların biriktirdiği deneyim ve bilgi ışığında, cinsiyetler arasında eşitliğin olmaması, şiddetin birinci ve en temel nedeni olduğu ortaya çıkarıldı. Bu doğrultuda devletler, hem yasa önünde hem de toplumsal algıda, eşitliğin gerçekleştirilmesi için adım atmaları gerekir. Sadece yasal anlamda bir ilerleme yeterli değildir. Bunun en bariz örneği de Türkiye’dir. Mevzuat bakımından incelediğiniz zaman, ciddi ilerlemeler katledilmiş olmasına rağmen, en yoğun hak ihlallerinin yaşandığı bir ülkedir.

Kıbrıs’ın kuzeyinde toplumsal anlamda bir problemimiz yok diyenler olacaktır. Üzgünüm ama mesele o kadar basit değil. Günlük sohbetlerimiz, ev içindeki yaşayış biçimlerimiz, devletin – örgütlerin yönetim kadroları düşünüldüğünde bile, aslında eşitlikten bahsedemeyeceğimizi fark ederiz. O yüzden ezberlenmiş, “orta sınıf – beyaz  Kıbrıslı Türk’ün modern yaşamı” masalından en kısa zamanda uyanmak ve buna karşı mücadele etmek çok önemlidir. Bizde sözleşmeyi iptal edelim şekilde yaklaşımlar olmasa da, daha da kötüsü, görünmez kılma, yok sayma yönünde bir politika uygulanır. Sadece 8 Mart ve 25 Kasımlarda ezberlenmiş açıklamalar yapılır. 2011 yılından beri onaylanan İstanbul Sözleşmesi’nin (tanımlama - izleme – önleme – destek verme - rehabilite etme – toplumsal cinsiyet eşitliğini yaygınlaştırma) tozlu raflardan çıkarılıp, devlet tarafından uygulanması ve 2014’te yasalaşan TOCED’in (eşitliği sağlayacak ve yerel anlamda  atılacak tüm adımları sivil toplumun da işbirliği ile organize edip çözümler üretecek mekanizma) tam randımanlı çalıştırılması gerekir. Kadına yönelik erkek şiddeti, el yordamı ile çözüm üretilecek bir sorun değildir. Çok daha derindir ve bunun için de TOCED iyi bir yol haritasıdır.

Kaynak: İstanbul Sözleşmesi Yaşatır, TOCED’i Uygula - Aslı Murat