13. Eki, 2020

Karanlık Cepheyi Dağıtmak Mümkün

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunu tamamladık. Ortaya çıkan sonuçlar incelendiğinde, yıllar içinde oluşturulan siyasi tablo ve geleneğin pek de dışına çıkılmadığı anlaşılıyor. Seçmenin büyük bir bölümü, Tatar ve Akıncı etrafında kilitlendi. Bugüne kadar, özellikle Kıbrıs konusundaki iki kutupla aidiyet kuran seçmen, atmosferin keskinleşmesi ile daha net bir tavır aldı. Gelinen aşamada, “farklı bir yol kurulabilir miydi veya kurulması gerekir miydi” sorusu, stratejik olarak  derinlemesine irdelenip cevaplandırılması gerekiyor.

Anayasaya göre cumhurbaşkanına çeşitli görevler verildiği, sembolik bir makam olmadığı ve iç siyaseti etkileyebilme yetisine ile donatıldığı iddiaları, kulağa hoş gelen bir “üçüncü yol” denemesidir. Ama bunun altının politik olarak doldurulması, hukuki argümanların ötesine geçilmesi gerekir. Aksi takdirde toplumun algısına yerleşebilmesi ve tercih etme nedeni yaratması mümkün değildir. İnsanların büyük bir kısmının zihnindeki tabloda, istikrardan uzak – çıkarlarını doyurma yeteneği olan - olmayan ama birbirinden farkı kalmamış siyasiler – hükümetler ve kendileri ile ilgili dışarıdan gelecek aşağılamalara karşı had bildirecek bir cumhurbaşkanı vardır. Yıllardır sürüdürülen KKTC gerçekliği tam da budur. Bahsettiğim mevzu, içinde bulunduğumuz dönemde daha da derinleşmiş, “politikanın kendisi” hâline gelmiştir. Alternatifini kurabilmek için uzun soluklu bir mücadele yürütülmemiştir. Böylece varoluş derdinde olup, kutuplar arasına sıkışan ruhlar, birini tercih etmiştir. Bu noktada özeleştiri yaparken kanatları kesmek, yaraların kanamasına izin vermek ve uygun tedaviyi bulabilmek önemlidir.

Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerinin, çözümsüzlük söz konusu olduğunda birbirinden çok farklı tavırlar sergilediği söylenemez. Annan Planı sürecinde yaşanan sorgusuz açılım, bir istisnadır. Dönemsel olarak düşünüldüğünde, AKP’nin o süreçte Türkiye üzerinden kurguladığı yol haritası, bugünden çok farklıydı. Kısacası ilmek ilmek ördüğü hedeflerini gerçekleştirmek için güzel bir fırsat elde etmişti. Böylece dışta ülkenin yıldızını parlatacaktı. İçte ise önündeki engelleri (askerin – devletin yapılanması gibi) tek tek eleyebilecekti.  Barış ve demokrasi yanlısı Kıbrıslı Türkler olarak düştüğümüz en büyük yanılgı da bu oldu. Tayyip Erdoğan’ın sergilediği tavır sonucunda kesişen çıkarların, o şekilde devam edeceği hülyasına kapıldık.  

2012 ve sonrasında, Türkiye’de iyice artan anti-demokratikleşme ve zorbalık yönetimini uzaktan  incelediğimizde bile durumun vahameti ortaya çıkar. Bunu kendi ülkemiz üzerinden düşündüğümüzde, son bir haftada yaşananları hatırlamak yeterlidir. Henüz özgürlüklerimize keskin bir şekilde darbe indirilmese de, seçmenin iradesinin her türlü yöntemle alaşağı edilmeye çalışıldığını söylemek mümkün. Bu nokta, en basit ifade ile, “varlık – yokluk” mücadelesini beraberinde getirir. Tıpkı kendi ülkesinde yaptığı gibi burada da, var olan kutupları keskinleştirerek, devletin gücünü kullanıp fitili ateşliyor. Hâl böyle olunca, yarattığı şiddet dili ve düşmanlık algısı demokrasiyi boğuyor.

Seçime 1 kala yaşanan rezaletleri tek tek sayacak değilim. Sanırım beni en çok etkileyen ve birçok boyutu ile kabul edilmez görünen adım, Maraş’ın kıyı şeridinin açılmasıdır. Tatar bunu bir başarı gibi pazarlamaya çalışsa da, içinde yaşadığımız kafesin tellerini daha da sıkıştırmaktan öteye gidemedi.

Gerek barışa gerekse uluslararası hukuk kurallarına verdiği zarar, belki kendisine oy kazandırdı ama Kıbrıslı Türk toplumunun kayıp hanesine bir çentik daha atılmasına neden oldu. Buna karşılık güneydeki faşistlerin ayaklanmasına  ve pazar gecesi sınıra yürüyerek olay çıkarmalarına zemin yarattı. Eee bizimkiler boş durur mu? Hemen ellere bayraklar, dillere marşlar yerleştirerek, “düşmana ders vermek için” yola koyuldular. Ne tesadüftür ki, aynı saatlerde Tatar’ın seçim sonuçlarına dair UBP binasında yaptığı konuşmada da “vur de vuralım, dağ başını duman almış, Kıbrıs Yunan olamaz” sloganları pervasızca savruldu.

Anlaşılan karanlık cephe, saflarını çok derin bağlarla sıklaştırmak için zaman kaybetmeden ilerliyor. Bize düşen görev, gelecek hafta oy kullanırken bu gerçekliği aklımızda tutmak ve Akıncı’nın sandıktan birinci çıkması için irademizi ortaya koymaktır. Tabi ki seçildiği takdirde sihirli değnekle sorunlar çözülmeyecek. Sonuçta 5 yıllık görev süresinde, çok büyük değişimler yaratmamıştır. Ama önümüzdeki dönemde yaşanması muhtemel erken genel seçim krizinde daha güçlü olmak ve Erdoğan’ın Tatar üzerinden ada çapında at koşturmasının önüne bir set çekmek için, daha akılcı davranmak önemlidir. Sorumluluk, hepimizin omuzlarındadır.  

Kaynak: Karanlık Cepheyi Dağıtmak Mümkün - Aslı Murat